İnsanoğlu asırlardır hep aynı yanılgının peşinde koşup duruyor: Zenginliği, cüzdanın şişkinliği veya banka hesaplarındaki sıfırların çokluğuyla ölçmek. Bitmek bilmeyen bir iştahla biriktiriyor, yığıyor ve çoğaltıyoruz. Ancak modern dünyanın bu yorucu koşuşturmacasında gözden kaçırdığımız, aslında ruhumuzu fakirleştiren kocaman bir hakikat var. İşte tam bu noktada, zamanın ötesinden gelen ve bizzat Efendimiz ’in (s.a.v.) lisanından dökülen o muazzam ölçü, adeta bir pusula gibi yolumuzu aydınlatıyor:
“Sizden hanginiz canı ve malı emniyet içinde, vücudu sıhhat ve afiyette, günlük azığı da yanında olduğu halde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibidir.” ((Tirmizî, Zühd 34. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 9)
Bu dünya hayatına dair klişe tabuları tuz buz eden muhteşem vecize, insanlığın asırlardır aradığı o kayıp "mutluluk ve zenginlik" formülünü üç yalın kelimeye sığdırıyor: Emniyet, Sağlık ve Kifayet.
Korkunun Olmadığı Bir Sabah
Düşünün ki, sabah gözlerinizi açtığınızda tepenizden bombalar yağmıyor, kapınız tehditle çalınmıyor. Canınız ve onurunuz güvende. Bugün milyonlarca insanın sadece bir gecelik huzurlu bir uyku için nelerini feda edebileceğini düşündüğünüzde, "emniyet içinde sabahlamak" zaten tek başına büyük bir saltanat değil midir? Korkunun prangalarından azade uyanmak, yeryüzünün en lüks sarayından daha korunaklı bir sığınaktır. Buna dikkat çeken Kureyş suresinde ki “Kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kâbe'nin) Rabbine kulluk etsinler.” ifadesi açlığı giderme ve korkulardan emin kılmanın hayati önemini çarpıcı bir şekilde vurgulamıyor mu?
En Büyük Sermaye: Sıhhat
Sonra, yatağınızdan doğrulurken ağrıyıp sızlamayan bir beden, rahatça nefes alabilen bir ciğer ve kâinatı 576 megapiksel kalitesinde ultra HD gören bir göz... Sağlık, elimizdeyken görünmez olan, kaybettiğimizde ise dünyaları feda etmeye hazır olduğumuz o gizli taçtır. Altından sütunların, ipekten yatakların içinde yaşayan ancak acıyla kıvranan bir hükümdar mı daha zengindir, yoksa huzurla nefes alan bir emekçi mi? Reçetelere sığmayan bir afiyet, parayla satın alınamayacak tek gerçek sermayedir. Bu örneklerle elbette polyanacılık yapma niyeti gütmüyoruz. Zira kendisi, Rabbi ve kainatla barışık olan birisinin böyle bir avunmaya zaten ihtiyacı yoktur. Zaruri yaşamsal ihtiyaçlarının sınırını bilen ve konfora pirim vermeyen herkes bu hakikate şahitlik eder. Zira Allah rızkımıza kefil, velakin lüksümüze kefil değildir. İhtiyaç ve konfor arasında ki ayrımı fark ettiğimizde bahsettiklerimizin ütopik ve romantik maraba tesellisi olmadığı anlaşılacaktır.
Günlük Azık: Yarının Kaygısından Özgürleşmek
Ve nihayet; "günlük azık". Hadis bize saray sofraları, kuş sütü eksik ziyafetler vadetmiyor. Sadece o günkü ihtiyacını karşılayacak belki bir parça ekmekten, bir yudum sudan, bir tutam tuzdan, bir baş soğandan bahsediyor. Çünkü yarının rızık kaygısıyla bugünü zehirlemek, fakirliğin ta kendisidir. Bugüne ait azığı olan insan, yarına dair ümidi olan insandır.
Dünyaları Kuşatan Zenginlik Ölçüsü
Hadisin sarstığı en büyük sakat algı, zenginliğin "biriktirmek" değil, "yeterli olana sahip olmak" olduğunu fısıldamasıdır. Bitmeyen mülk edinme hırsı değil, asayişin getirdiği huzura sahip olma itminanının rahatlatmasıdır. Lüks tüketim ve konfor arayışının değil, sağlıklı bir zihinsel bilinç düzeyi ve afiyette olan bir ruhun hafifliğidir. Yarının bitmeyen stresinin yıpratıcı endişesi değil, bugüne yetecek azığın verdiği tevekkül halidir.
Eğer bugün evinizden korkusuzca çıkabiliyorsanız, yediğiniz lokmayı kolayca hazmederek yutabiliyorsanız ve mutfağınızda sizi o gün doyuracak bir şeyler varsa; siz sadece geçinen biri değilsiniz. Siz, bütün dünyanın tapusu eline verilmiş tahtsız bir sultansınız.
Asıl fakirlik, her şeye sahip olduğu halde hiçbir şeyle doymayan ruhların hastalığıdır. Gerçek zenginlik ise, bir sabah vaktinde sükunetle nefes alıp, "Bugün de güvendeyim, sağlıklıyım ve tokum" diyebilmenin o asil hafifliğidir.
Gözlerinizi dünyaya her açtığınızda bu muhteşem servetin sahibi olduğunuzu hatırlayın; çünkü dünya, tam da şu an sizin kucağınızda.


