Hz. Allah (c.c.) mekânlar içinde mukaddes mekânlar, (Mekke Medine gibi) zamanlar içinde de mukaddes zamanlar yaratmıştır. Hiç şüphesiz zaman, Hz Allah (c.c.)'nun bizler için yarattığı hem bir nimet, hem de önemli bir imtihan vesilesidir. Zamanın kısa ve uzunluğu yaşantımıza bağlıdır. Bazen zaman, bir ömre bedel olur ve geçmesini istemeyiz. Bazende öyle zaman olur ki, hüzün, dert ve elem, keder kaplar dört bir yanımızı, hemen bitmesini isteriz. Bir an gelir huzurla dolar ruhumuz, gönlümüz şenleniriz. Bir an da gelir karabulut gibi, kâbus gibi çöker üstümüze, kalbimiz, ruhumuz daralır. Bununla birlikte bazı vakitler vardır ki, Yüce Allah (c.c.) rahmet ve mağfiret kapılarını ardına kadar açar ve biz kullarına birçok şeyleri ikram eder. İşte o mukaddes zamanlardan biri olan ve ümmet olarak, Receb, Şaban, Ramazan ve akabinde bayram ile son bulan üç aylardır. Recep ayı Allah’ın, Şaban ayı peygamberin, Ramazan ayı ise müminlerin ayıdır. Kul Receb ayında günah kirlerinden arınır, şeytanın hile ve desiselerinden sıyrılır, Receb ayını edeple geçirerek kulluk sarayını yeniden inşa eder. Bu ayda Regaip gecesi ve Miraç gecelerinin ayrı ayrı bir özellikleri vardır. Rabbim (c.c.) şimdiden bizleri o gecelere eriştirip hakkıyla kulluk hani diyor ya Beyazidi Bestami Hz.leri... Rivayete göre Beyazidi Bestami Hz.leri vefat ettikten sonra Allah dostlarından birisi onu rüyasında görür münker ve nekir sana nasıl muamelede bulundular diye sorunca. Beyazidi Bestami Hz.leri, o mübarek melek gelip bana Rabbin kimdir diye sorunca dedim ki bunu bana sormakla maksadınız hâsıl olmaz siz bana onu soracağınıza beni ona sorun eğer o beni kulu olarak kabul ederse ne ala. Maazallah eğer o beni kulu olarak kabul etmezse ben yüz defa o benim rabbimdir desem ne faydası olurki diye cevap verir. Ya ya. Rabbim (c.c.) bizleri o üç aylar ve içinde bulunan gün ve geceler hürmetine affettiği ve KULUM dediği kullarından eylesin inşallah. Yarenlerim malumunuz olduğu üzere, Mısır'da doğan ve asil adı Sevban olan Zünnûn el-Mısrî bir gün bir gemiye biner, gemideki tüccarın mücevheri kaybolunca herkes ondan şüphelenir ve kendisine işkence edilir. Nihayet Sevban bu işkenceye dayanamayıp, “Yâ rabbi sen bilirsin” deyince denizin üzerinde çok sayıda balık görünür ve her birisinin ağzında birer mücevher olarak gelirler. Sevban elini denize uzatıp bu mücevherlerden birini alarak tüccara verir. Ve bundan dolayı Sevban'a (Zünnûn balık sahibi, balıkçı lakabıyla) Zünnûn el-Mısrî diye anılmaya başlanır. İşte o zat üç ayları şöyle tarif etmiştir. Receb ekme, şaban sulama, ramazan ise hasat ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer. Ekim mevsimini boş geçiren, hasat zamanında pişman olur. Eğer Receb ayında tarlanın tohumu ekimi iyi, şaban ayında bakımı iyi zararlı otları ayıklanır, gübresi saçılır ve tarla sulanırsa Ramazan ayında iyi hasat elde edilir. Bu aylar, gönül dünyamıza bahar neşesi getiren, yeniden derlenme, toparlanma ve hayat bulma, kendinize gelme mevsimi olan üç ayların Rabbimiz (c.c.)’in bize sunduğu en büyük nimetlerinden bir zaman dilimidir. Şöyle geriye baktığımızda çoğu zaman, zamanın nasıl geçtiğini, her gün ömür takvimimizden bir yaprağın düştüğünü, her gün ölüme biraz daha yaşlandığımızı, her gün ölümle öteler ötesi âleme doğru süratle yaklaştığımızı görmekteyiz. İnsanoğlu her fani gibi yok olmaya, bir sonbahar yaprağı gibi solmaya mahkûm olup hani derler ya, “Zaman durmaz, ömür akan bir sudur, insanoğlu yerli değil yolcudur.” eyvallah doğrudur. Çünkü dünyadaki bütün yollar ölüme çıkar. Ölümden sonra yollar tek yola iner, o da Allah'dan başlayan yol yine Allah'da biter. İmtihan hayatı olan şu fani dünya hayat birkaç dalma su ile başlayıp ölümden sonra sonsuzluğa uzanan bu yolculukta ölümden sonrası hakkında ciddi endişeleri yoksa bu hem dünyevi hayatımız, hem de uhrevi hayatımız için büyük bir tehlikedir. İnsanoğlunun hayatı ve ömrünün en emin beldenin en emini olan efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in ifadesi ile ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukur olan saniye saniye, dakika dakika, gün gün kabre doğru akıp gitmektedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) zamanın önemini belirtirken, iki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır. Sağlık ve boş zaman buyurarak en çok gaflet içinde olduğu nimet ifadesini kullanmıştır. Dolayısıyla zamanın ne büyük bir ihsan olduğunu hatırlatırken, kıymeti bilinmediğinde heba olup gideceğini hatırlatmaktadır. Rabbimiz (c.c.) Haşr süresi 18'de buyurduğu üzere, “Ey iman edenler. Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” Yarenlerim işte idrak edeceğimiz üç aylarda nefisler hesaba çekilmeli, ana sermayemiz olan ömrümüzün nerede ve nasıl, kimlerle tüketildiği gözden geçirilmeli, amel defterimize neler yazıldığı, mahşerde hakkımızda nasıl bir hüküm vereceği düşünülmelidir. “O gün ki nice yüzler ağaracak, nice yüzler de kararacaktır.” diye Kur'an'ın belirttiği gündür. (Al-i İmran 106) Onun için ihtiyarlıktan önce gençliğin, hastalanmadan önce sağlığın, fakirlikten önce zenginliğin, meşguliyetten önce boş vaktin, ölmeden önce de hayatın kıymetini bilmemizi kulluğumuzu gözden geçirmemizi hatırlatmaktadır. Bu vesileyle idrak ettiğimiz üç ayların ilki olan Recep ayına âmin diyerek son verelim. “Allahümmebariklenâ fi Recebe ve Şaban ve belliğnâRamazân.” Allah’ım, Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazana kavuştur. Bizlerin uyanışımıza, kulluğumuzu daimliğine vesile olmasını rabbim'den niyaz eder, bu üç ayların nefsimizin, neslimizin, vatanımızın, milletimizin, İslam âleminin huzur, barış ve kardeşlik birlik ve beraberliğimize vesile olmasını, hayatımızın, rızkımızın bereketli olmasına, işlerimizin kolay, kalplerimizin huzurlu, bizi kendisine yakınlaştıracak amellerde sabit kılmasına, nefsimizin şerrinden, şeytanın vesvesesinden, insanların kötülüğünden muhafazasına, evimize huzur, gül ve gülşen ile gönlümüze iman, işimize, aşımıza bereket nasip eyleyip dualarınızı kabul, günahlarımızı mağfiret ve bizleri idrak edeceğimiz Regaip ve Miraç gecelerine erişip hakkıyla eda eden kullarından olmamızı rabbim'den niyaz ediyorum.
Yusuf ÇAKICI
Seydişehir/ KONYA
