Kurban Bayramı yaklaştığında sokaklar hareketleniyor…
Pazar yerlerinde pazarlıklar yapılıyor, büyükbaş hisseleri konuşuluyor, kasaplar dolup taşıyor.
Kimileri için kurban ibadet, kimileri için gelenek, kimileri için ise sadece birkaç kilo etten ibaret hale geliyor.
Peki Kur’an bize kurban konusunda ne anlatıyor?
Hz. İsmail kıssasının özü gerçekten nedir?
Allah bizden akan kan mı istiyor, yoksa başka bir şey mi?
Kur’an-ı Kerim’de kurban denildiğinde akla ilk gelen hadise, Hz. İsmail ile babası Hz. İbrahim arasında geçen büyük teslimiyet imtihanıdır.
Bir Babanın En Ağır İmtihanı
Saffat Suresi’nde anlatıldığı üzere Hz. İbrahim rüyasında oğlunu kurban ettiğini görür.
Bu sıradan bir rüya değildir; peygamberler için vahiy hükmündedir.
Ve baba, oğluna dönüp şöyle der:
“Yavrucuğum, seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Bir düşün, ne dersin?”
İşte burada asıl büyüklük ortaya çıkar.
Henüz genç yaşta olan Hz. İsmail’in cevabı tarihe geçen bir teslimiyettir:
“Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
Bugünün insanı için bu kıssa yalnızca bir “kurban kesme hikâyesi” değildir.
Bu olay; Allah’a bağlılığın, teslimiyetin, imanın ve nefsi aşmanın sembolüdür.
Çünkü Allah sonunda Hz. İsmail’in yerine bir kurban gönderir.
Yani Rabbimiz insan kanı değil, kulluğun samimiyetini ister.
Kur’an bunu açıkça bildirir:
“Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne kanları; Allah’a ulaşan yalnızca sizin takvanızdır.”
İşte mesele tam da budur.
Bugün Kurbanın Ruhunu Ne Kadar Yaşıyoruz?
Acı ama gerçek…
Bugün birçok insan için kurban ibadeti, manevi yönünden çok ekonomik ve sosyal yönüyle konuşuluyor.
“Kaç kilo et düşecek?”
“Hisse ne kadar?”
“Ucuz nerede bulunur?”
“Kasap kaç liraya kesecek?”
Hatta bazıları için kurban, marketten toplu et almakla aynı mantığa dönüşmüş durumda.
Oysa kurban sadece et dağıtmak değildir.
Eğer öyle olsaydı, marketten alınan kıyma da aynı sevabı taşırdı.
Kurban; insanın Allah için vazgeçebilmesidir.
Nefsinden verebilmesidir.
Malını paylaşabilmesidir.
İhtiyaç sahibini gözetebilmesidir.
Asıl soru şudur:
Biz gerçekten kurban mı kesiyoruz,
yoksa sadece gelenek mi yerine getiriyoruz?
Kurban Kesmek mi, Nefsi Kesmek mi?
Belki de bugün en çok kesmemiz gereken şey;
öfkemizdir…
kibrimizdir…
israfımızdır…
bencilliğimizdir…
Çünkü nice insanlar vardır ki büyük kurbanlar keser ama bir yetimin başını okşamaz.
Nice sofralar kurulur ama komşunun kapısı çalınmaz.
Hz. İbrahim’in teslimiyeti bugün bizde ne kadar var?
Allah için gerçekten neyimizden vazgeçebiliyoruz?
İşte kurbanın özü burada saklıdır.
Bayramın Gerçek Manası
Bayram sadece yeni kıyafet değildir.
Sadece tatil değildir.
Sadece et değildir.
Bayram; kırgınlıkları bitirmektir.
Anne babanın gönlünü almaktır.
Yoksulun yüzünü güldürmektir.
Yetimi sevindirmektir.
Paylaşmaktır.
Kurban ise bunun sembolüdür.
Eğer kesilen kurban, insanın kalbini değiştirmiyorsa…
Merhametini artırmıyorsa…
Paylaşmayı öğretmiyorsa…
orada düşünülmesi gereken bir eksiklik vardır.
Çünkü Allah şekle değil, niyete bakar.
Bu bayram belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz gerçekten kurban ibadetini mi yaşıyoruz,
yoksa sadece yıllardır devam eden bir adeti mi sürdürüyoruz?
Rabbim kesilen kurbanlardan önce, kalplerimizi temizleyebilmeyi nasip etsin.
Bayramımız; paylaşmanın, kardeşliğin ve gerçek teslimiyetin bayramı olsun.


