banner1

BİST
1,883.71
ALTIN
690.06
DOLAR
11.83
STERLİN
15.98
EURO
13.45

banner22

Geçen yılın yani 2020 yılının 14 Ekim sabahı telefondan bir haber aldım. “Babamın fenalaştığı” haberiydi bu haber. Zaten epeyce bir süredir sağlık sorunları yaşıyordu. Kulağım sesteydi zaten.

Haberi alır almaz aracıma binip 75 kilometre uzaklıktaki köyüme ulaştım. Babamı acilen Konya Şehir Hastanesine getirdim. Dediğim gibi birkaç senedir mevcut olan rahatsızlığı sebebiyle yirmiye yakın farklı hap ve ilaç kullanıyordu.

Şehir hastanesinde acil servisteki doktor “babamın mide kanaması geçirdiğini söyledi ve hangi ilaçları kullanmakta olduğunu” sordu. Liste yanımdaydı ve gösterdim kendisine... Hemen bazı tetkikler istedi, ve o tetkikler sonucunda 12 parmak bağırsağında önemli bir kanama tespit ettiler.

O tarihlerde Konya Şehir Hastanesi yeni hizmete açılmıştı. Bu nedenle, bazı servislerde hizmet henüz başlamamıştı. ‘Gastroenteroloji servisinin olmadığı’ gerekçesi ile babamı ambulans ile Konya’da bulunan özel bir hastanenin bu servisine sevk ettiler.

Orada tedaviye hemen başlandı ve “kanamanın durdurulduğu” haberiyle biraz rahatlamıştık. Ancak babam aynı zamanda KOAH hastasıydı. Üstelik 13 yaşında başlamış olduğu sigara alışkanlığından da vazgeçirememiştik.

2019 yılında 16 gün süre ile Meram Araştırma Hastanesi’nde tedavi görmüştü ve oldukça da düzelmişti. Bu tedaviyi sağlayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Mehmet Mermer Hocama buradan sonsuz teşekkür ediyorum.

Mehmet Mermer Hocamız; “babamın oksijen makinesine ihtiyacı olduğunu ve SSK’dan bu makineyi temin etmemizi ve babamın bundan sonraki yaşamında bu makineyi mutlaka kullanması gerektiğini” söyledi.

Biz de makineyi temin ettik ve babam evde bu makineyi bir yıla yakın süredir kullanıyor idi. Ama dediğim gibi sigara konusunu da terk edememişti. Babam 82 yaşındaydı ve kendi ifadesine göre 70 senedir bu sigara illetinden kurtulamamıştı. Ömrünün son zamanlarındaki sıkıntıların sigaradan da kaynaklı olduğu hemen hemen kesin bir konuydu.

Babam sevk edilen bu özel hastanede tam 65 gün süreyle yoğun bakımda kaldı. Elimizden bir şey gelmiyordu. 65 gün süre ile her gün hastanenin yoğun bakım ünitesine gidip hemen hemen her gün babamın sağlığıyla ilgili bilgi alma imkânımız oldu, kardeşlerimle birlikte...  Çoğu kere de yanına girip kendisiyle irtibat kurabildiğimiz anlarımız oldu. Ama son bir ay falan irtibatımız kesildi ve artık sadece oksijen makinesi sayesinde sadece nefes alıp verebiliyordu. İlerlemiş yaşına rağmen babamın hastaneden taburcu olacağını ve daha uzun yıllar birlikte yaşayacağımızı düşünüyor ve ümit ediyorduk ama olmadı. Bundan tam bir yıl önce 29 Aralık 2020 tarihinde Salı günü saat 13.28’de acı haberi aldık.

Babamla ilgili olarak yazabileceğim çok şey var da özelim olan bu konuyla sizleri daha fazla meşgul etmeyeyim. Babamla birlikte, vefat etmiş diğer tüm babalara rahmet, yaşayanlara sağlık diliyorum. Babamla ilgili bir anımı bu ölüm yıldönümünde sizlerle de paylaşmak isterim.

***

Benden önce giden ayakkabılarım.

Yıl 1972...

İlçede, ilki yapılacak olan devlet parasız yatılı sınavlarına katılmak üzere, gece saat 03.00'da kalkıp, köyümüzden sekiz kilometre uzaklıktaki nahiyeye babamla birlikte yaya olarak gidecektik. Zira o tarihlerde köyümüzde traktör dahi bulunmuyordu. Nahiyenin şehre giden otobüsüne yetişmemiz gerekiyordu.

Ayakkabılarım, o zaman "uğur yemeni" diye tabir edilen lastik ayakkabılardandı ve bazı kısımları da yırtık idi.

Şehre bu lastik ayakkabılarla gidecektim mecburen.

Birden babamın aklına; o tarihlerde İzmir'de bir nakliyat ambarında gece bekçiliği yapan dedemin, kendisi için gönderdiği iskarpin ayakkabılar gelivermiş...

"Bir dakika oğlum" deyip yanımdan ayrıldı.

Ayakkabıları sakladığı yerden çıkarıp getirdi.

"Giy oğlum bakayım şu ayakkabıları” dedi.

O zaman ilkokulu yeni bitirmiştim. Yaşım 12 falandı.

Ayakkabıları giydim ama neredeyse bir tekinin içine ayağımın ikisinin de sığabileceği kadar büyüklükteydiler...

Burun kısmına; bez, kâğıt parçaları falan doldurup giydim ayakkabıları ve yaya olarak düştük yola...

Nahiyemize yaklaştığımızda hava da aydınlanmaya başlamıştı.

Bir ara ben önde babam arkada yürürken, babamın kahkahalarla güldüğünü duydum.

Dönüp baktığımda babam, elleriyle kasıklarını tutarak yere doğru eğilmiş ve gülmeye devam ediyordu.

"Hayırdır baba niye gülüyorsun?" dedim...

"Oğlum, ayakkabılarına gülüyorum. Neredeyse senden daha önce varacaklar nahiyeye" dedi.

Ben de;

“Olsun baba hiç olmazsa yırtık değiller ya” dememle birlikte, beni kaptığı gibi kucaklamasıyla, havalara kaldırması bir olmuştu.

Ben, babamın bu hatıralarıyla aslında onunla birlikte yaşamaya devam ediyorum hala...

Mekânın cennet olsun inşallah babam.

 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner4

banner24

banner23