2014 yılında Seydişehir’de jeotermal seracılık üzerine ciddi çalışmalar yapıldığını ve hatta yatırım için protokol imzalandığını bugün kaç kişi hatırlıyor?
2009-2014 yılları arasında görev yapan eski Seydişehir Belediye Başkanı Abdulkadir Çat’ın, jeotermal seracılık konusunda dikkat çekici projeleri vardı. Hatta yatırımcı Deniz Sonuvar ile 2014 yılında protokol imzalanmış, ön çalışmalar da başlatılmıştı. O dönem atılan bu adım, Seydişehir ve bölge adına tarihi bir fırsat olarak değerlendirilmişti.
Dönemin Belediye Başkanı Abdulkadir Çat ile yatırımcı Deniz Sonuvar’ın imzaladığı protokol, Seydişehir’in ekonomik geleceği açısından önemli bir vizyon ortaya koyuyordu. O gün yapılan açıklamalara bugün yeniden dönüp bakmakta fayda var. Çünkü bu tür yatırımlar; ileri görüşlülük, istihdam oluşturma ve şehir vizyonu açısından son derece önemlidir.
Abdulkadir Çat, o dönem yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:
“Seydişehir adına tarihi bir güne imza atmak için toplandık. Jeotermal seracılık alanında bölgede bir ilki gerçekleştiriyoruz.”
Çat, yatırımın Çumra’dan sonra Konya’daki ikinci büyük sera yatırımı olduğunu belirterek şu bilgileri paylaşmıştı:
“Seydişehir Belediyesi tarafından Ketirağılları mevkiinde yaptırdığımız sondajlar sonunda 43 derecelik sıcak suya ulaştık. Bu sıcak suyu ilgili firmaya metreküp üzerinden fiyatlandırarak yatırımın gerçekleşmesini sağlıyoruz. Akçalar Bölgesi’nde 40 bin metrekarelik arazi üzerinde, ilk etapta 20 bin metrekare kapalı alanda domates üretimi yapılacak. Günlük 15-20 tonluk üretimin dış pazara sunulması hedefleniyor.”
Açıklamalarda, ilerleyen süreçte arz-talep doğrultusunda seranın büyütülmesinin planlandığı da ifade edilmişti. Dünyada toplam 10 bin dönüm, Türkiye’de ise yalnızca 635 dönüm jeotermal sera bulunduğu hatırlatılarak, Seydişehir’deki yatırımın önemi özellikle vurgulanmıştı.
Jeotermal ısıtmanın verimi yüzde 50-60 artırdığı, ideal iç sıcaklık sayesinde hormonsuz üretimin mümkün hale geldiği belirtilmişti.
“İşsizliğe ciddi anlamda çare olacak”
Abdulkadir Çat, yatırımın Seydişehir’deki işsizlik sorununa da önemli katkı sağlayacağını şu sözlerle dile getirmişti:
“Bu projede ilk etapta 200 kişinin istihdam edilmesi ilçemiz için son derece önemlidir. Gençlerimize ve kadınlarımıza iş imkânı sunacak bir tesisin başlangıcındayız. Tamamı ihracata yönelik bu yatırımla Seydişehir, bölge ve ülke ekonomisi için önemli bir katma değer oluşturacaktır.”
Sadece sera yatırımı değil, üretim sonrası süreçler de düşünülmüştü. Paketleme aşamasında kullanılacak plastik kasaların üretimi için yatırımcı tarafından ayrı bir fabrika kurulmasının planlandığı açıklanmıştı. Belediyeye ait Organize Sanayi Bölgesi’nden arsa tahsis edilerek kurulacak bu fabrikanın da yeni bir istihdam alanı oluşturacağı belirtilmişti.
Yatırımcı Deniz Sonuvar ise projeye dair şu değerlendirmeyi yapmıştı:
“Seydişehirli olarak burada güzel bir yatırım yapabilmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. İlk etapta 40 bin metrekarelik arazi alımını tamamladık. Yatırımımızı her yıl kademeli olarak büyüteceğiz. Bu proje başladı ve bitecek. Dünyadaki en son teknolojiyi kullanacağız. Kazı çalışmalarına hemen başlayacağız. 2 bin 600 metrelik bir hatla sıcak suyun sera alanına taşınmasını öngörüyoruz.”
Bugün Beyşehir’i izliyoruz
Aradan geçen yılların ardından bugün Beyşehir’de kurulması planlanan Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi (TDİOSB) yatırımını adeta hayranlıkla izliyoruz.
Oysa 12 yıl önce Seydişehir Belediyesi, tarıma dayalı ihtisas seracılığı ve jeotermal seracılığı gündemine almış, proje üretmiş ve protokol aşamasına kadar gelmişti. Üstelik bu adımlar, o dönem muhalefet partisinin belediyesi tarafından atılmıştı.
Peki sonra ne oldu?
Seçim sonrası yönetim değişti. Yeni dönemde bu projelerin devamı getirildi mi? İmzalanan protokoller takip edildi mi? Jeotermal seracılık yatırımı için herhangi bir girişimde bulunuldu mu?
Bu soruların kamuoyu adına sorulması gerekiyor.
Üstelik sonraki süreçte belediye yönetimi, merkezi iktidarla aynı siyasi çizgideydi. Cumhur İttifakı belediyesi olarak Ankara ile daha güçlü ilişkiler kurulabileceği düşünülüyordu. Ancak geçen süreçte Seydişehir’in geleceğini değiştirecek bu proje neden hayata geçirilemedi?
Şehir yönetiminde bulunanların şunu unutmaması gerekir: Makamlar geçicidir, hizmetler ise kalıcıdır.
“Şehr-i emin” makamında bulunan insanların; Ankara bürokrasisini tanıyan, bakanlıklarla güçlü ilişkiler kurabilen, vizyon sahibi, ileri görüşlü ve liyakatli kişiler olması gerekir. Çünkü şehirler, kişisel ego ve siyasi hesaplarla değil; ortak akıl, vizyon ve gelecek planlamasıyla büyür.
Seydişehir için ortak akıl şart
Seydişehir’in çıkarları söz konusu olduğunda siyasi çekişmeleri bir kenara bırakmak gerekiyor. Çünkü kaybeden siyasetçiler değil, şehir oluyor.
Bu noktada ilk sorumluluk, Seydişehirli olan AK Parti Konya Milletvekili Hasan Ekici ile CHP Konya Milletvekili Barış Bektaş’a düşüyor. Ardından yerel yöneticiler, STK’lar, odalar ve siyasi parti teşkilatlarının ortak bir hedef doğrultusunda hareket etmesi gerekiyor.
Çünkü Seydişehir’in artık kaybedecek zamanı yok.
Bugün hâlâ jeotermal seracılık, tarıma dayalı organize sanayi ve modern üretim yatırımları konusunda büyük bir potansiyele sahibiz. Mesele; bu potansiyeli görebilecek vizyona, iradeye ve ortak hareket kabiliyetine sahip olabilmektir.
Ahmet Altunel


