O gün ilçemizin farklı okullarında çalışan üç öğretmen arkadaşla karşılaşmış, her biriyle ayaküstü hasbihal etmiştim. Mesai saatleriydi; fakat iki gün arayla ilki Şanlı Urfa’da bir lisede, ikincisi Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda meydana gelen olaylar sebebiyle sendikaların aldıkları eylem kararları sebebiyleokullarında değillerdi.
İki ilimizde de silahlı saldırıyı gerçekleştirenleröğrencilerdi. İki olayda da ne yazık ki biri öğretmen, çoğu öğrenci olmak üzere hayatlarını kaybedenler vardı, yaralılar vardı ve her iki okulda da eğitime hafta sonuna kadar ara verilmişti.
Olay gerçekten çok vahimdi. Tabiatın gelin gibi süslendiği bir bahar ayında yaşama sevincinin en bariz görüldüğü okul bahçeleri, sınıflar bir anda can pazarının yaşandığı savaş alanına dönüşüvermişti.
Karşılaştığım arkadaşlar üzgün oldukları kadar eğitim sistemimizde bir türlü kendi mecrasında yürümeyen bir şeylere karşı tepkiliydiler. Biri okula gitmekle gitmemek arasında kararsızdı. Diğerleri okullarda öğrencilere tanınan aşırı özgürlükler sebebiyle görevlerini yapamaz hale geldiklerini, her balaya karşı korumasız oldukları halde her şeyden sorumlu tutulduklarını; aileler, toplum ve yöneticiler olmak üzere herkesin bu elim olaylardan çıkaracakları dersler olduğunu dile getirdiler.
O gün, ilçemizin en büyük kapalı pazar yeri yanındaki cıvıltısı susmuş okul bahçesinden geçerken arkadaşlardan birinin söylediği şu cümle benimle yürüyordu: “Öğrencilerimizi bize bırakmıyorlar ki eğitelim!”
‘Ah hocam’ dedim içimden gıyabında,‘bu devirde kimi kime bırakıyorlar ki! Sonra vaktiyle bir konuda görüşüne müracaat ettiğim meslektaşımdan işittiğim tavsiyeyi hatırladım: Boş ver, kafana göre takıl!’
Zaten kendimizi unutarak Batı’ya dümen kırdığımızdan beri aynı şeyi yapıp durmuyor muyuz daha çağdaş, daha özgür ve daha medeni olacağız diye?
Yorumsuz iki örnek vermek istiyorum; rotasız, pusulasız her rüzgâra yelken açtığımız engin denizlerdeki seyrüseferimize dair.
İlki Mehmet Akif’in ‘Süleymaniye Kürsüsünde’n… İkinci Meşrutiyet ilan edilmiş. 1908 sonrası… Aşağıdaki mısralarda resmedilen, memlekette esen hürriyet rüzgârıdır:
“Bir de İstanbul’a geldim ki: Bütün çarşı, pazar
Na’radan çalkanıyor! Öyle ya... Hürriyyet var!
Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş...
Doğru:Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.
Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;
Kafalar tütsülü hülyâile, gözler kızgın.
Sanki zincirdekiler hep boşanıp zincirden,
Yıkıvermiş de tımarhâneyi çıkmış birden!
Zurnalar şehrin ahâlîsini takmış peşine;
Yedisinden tutarak tâ dayanın yetmişine!
Eli bayraklı alaylar yürüyor dört geçeli;
En ağır başlısının bir zili eksik, belli!
Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrâfını yüzlerce hödük!
Kim ne söylerse, hemen el vurup alkışlanacak...
— Yaşasın!
— Kim yaşasın?
— Ömrü olan.
— Şak! Şak! Şak!
…
«Zevk-i hürriyyeti onlar daha çok anlamalı»
Diye mekteplilerin mektebi tekmil kapalı!
İlmi tazyîk ile ta’lîm, o da bir istibdâd...
Haydi öyleyse çocuklar, ebediyyenâzâd!
…
Kör çıban neşterin altında nasıl patlarsa,
Hep ağızlar deşilip, kimde ne cevher varsa,
Saçıyor ortaya, ister temiz, ister kirli;
Kalmıyor kimseciğin muzmeri artık gizli.
Türlü adlarla çıkan nâ-mütenâhî gazete,
Ayrılık tohmunu bol bol atıyor memlekete.
İt yetiştirmek için toprağı gâyetmünbit
Bularak, fuhş ekiyor salma gezen bir sürü it!
Yürüyor dîne beş on maskara, alkışlanıyor,
Nesl-i hâzır bunu hürriyyet-i vicdan sanıyor!”
…
İkincisi bir tv kanalında ünlü bir şovmenimizin sunduğu ‘Joker’ isimli bilgi yarışmasından… Değeri elli bin lira olan bir soru:
“Bir kişinin romantik ilişkide diğerine aşırı sevgi, ilgi ve dikkat göstererek hızla bağ kurma ve kontrol sağlama çabasına ne denir?
- Lovebombing
- Gasli ghting
- Ghosting
- Benchting
Selamların en güzeliyle…
Hacı Halim Kartal/ 20 Nisan 2026