Ben, Büyük Emir Rüstem Bey.
Karamanoğulları Beyliği ordularında komutanlık yapan, Turgutoğulları’na bağlı bir Türkmen beyiyim. Ömrümün son elli yılını Seydişehir’de geçirdim.
Tarih kitapları, 1380 yılında Seydişehir ve çevresinin seksen bin altın karşılığında Hamidoğlu Kemaleddin Bey tarafından Osmanoğulları’na satıldığını yazar. Bu nedenle, bu tarihten itibaren Seydişehir’in Osmanlı hakimiyetine geçtiği kabul edilir. Oysa bu durum basit bir ticari alışverişten ziyade, Turgutoğulları’nın akınlarından bunalan Kemaleddin Bey’in hem bu baskıdan kurtulma hem de Osmanoğulları’nın dostluğunu kazanma hamlesiydi
Bu hamle Hamidoğulları Beyliği açısından işe yaramış olabilir; ancak biz, Seydişehir’i Osmanoğulları’na da bırakmadık. Nitekim yedi yıl sonra, 1387’de Seydişehir’i yeniden geri aldık. Çünkü Seyyid Harun Veli bizler için son derece kıymetliydi ve Seydişehir’i kaybetmemiz düşünülemezdi. Zira Seyyid Harun Veli Hz. Moğolların ateş çemberini aşarak Seydişehir’i kurmak üzere Horasan’dan yola çıktığında biz de onunla beraberdik. Yanında bizler olmasak Eşrefoğlu Beyi kendi sınırları içinde yeni bir kale ve yerleşim kurulmasına izin verir miydi sizce?
Ben de bu tarihten itibaren vefat tarihim 1438'e kadar yaklaşık 50 yıl boyunca
Karamanoğulları adına Seydişehir Emirliği yaptım. Hatta soyumdan gelenler Karamanoğulları tamamen yıkıldıktan 80 yıl sonra bile Osmanoğulları adına Seydisehir'i yönetmeye devam ettiler. Çünkü Seydişehirliler, Turgutogulları’nı çok severdi.

Ama Şah İsmail' in beylerimize gönderdiği mektuplar sonrası her şey değişti. Filler tepişti, çimenler ezildi. Osmanlı coğrafyasının bambaşka şehirlerine dağılmak zorunda kaldık. Bir kısmımız Memlükler’e katılmak için Mısır'a, bir kısmımız Safaviler'e katılmak için İran'a bir kısmımız da yeni fethedilen Kıbrıs'a göç etti. Bir kısmımız zaten çok daha önceden Seyyid Harun Veli'nin soyundan gelenler ile Turgut'a göç etmişti. Bugün orada hala “Harunlar” isimli bir köy var. Biliyor muydun?
Kalanlarımız Esbkeşan (Atçeken) olarak Osmanlılara bağlı olarak yaşamaya devam etti. “Turgut”, “Durgut”, “Atçeken” gibi soy isimleri aldılar. “Esbkeşan” ne demek merak ettiysen söyleyeyim. Bizler savaşçı olduğumuz kadar yetiştirdiğimiz atlar ile de tanınırdık. Öyle güzel atlar yetiştirirdik ki Osmanlıların savaşlarda kullandıkları atları biz yetiştirirdik. Bu sayede vergiden de muaf olurduk. Bu yüzden Osmanlılar bize farsça “Esbkeşan” yani “Atçeken” derlerdi.
“Göğrek” ne demek bilir misin? At sürüsü demektir. “Göğrekli” de at sürüsünün bulunduğu yer demektir. Şimdi anladın mı Gevrekli mahallesinin ismi nereden geliyormuş? İşte bizim at çiftliklerimiz de “Göğrekli”deydi.
Ben, emirliğim müddetince her zaman yoksulun ve düşkünün yanında oldum; onlara kol kanat gerdim. Hayatımın sonuna dek, Seyyid Harun Veli aşevinde her gün iki öğün Seydişehir halkına yemek dağıttım. Kavak Köyü ve bugün Muradiye İncesu köyleri arasında yer alan Çokrağan Köyü’ndeki tüm arazilerimi Seyyid Harun Veli Külliyesi’ne vakfettim. Bu arazilerden elde edilen gelirle, Seyyid Harun Veli Camii önündeki türbelerde, haftanın iki günü, yüzyıllar boyunca Kur’an-ı Kerim tilaveti devam etti.
Eşim Sultan Hatun, 1422 yılında vefat edince, onu Seyyid Harun Veli’nin ailesinin bulunduğu türbenin bitişiğine defnettirdim ve üzerine Turgutoğlu Türbesi’ni inşa ettirdim. Eşimin vefatından altı yıl sonra, küçük kızım Dürrihand henüz çok küçük yaşta, çektiği hastalıklara yenik düşerek hayata veda etti.

Onun sandukasına, masumiyetini ve çektiği acıyı ifade etmek için “Mübarek Şehit” yazdırdım. Ben ise, benden bir yıl sonra vefat eden oğlum Ali Bey ile birlikte, kendi yaptırdığım türbede ebedî istirahatgâhımıza çekildik.
O dönem binbir zahmetle yapılan eşsiz bir sanat ürünü mermer sandukalarımızın üzerine tüm bunları işlemiştik. Ne var ki, zamanla ne yazdıklarımız okundu, ne de okuyanlar anlattı; nihayet unutulduk. Yüzyıllar boyunca insanlar, bizleri bizzat Seyyid Harun Veli’nin evlatları zannederek ziyaret ettiler
Büyük oğlum Halil Bey alim bir kişiydi ve geniş bir kütüphaneye sahipti. Kütüphanesinden kalan kitapların bir kısmı halen Yusuf Ağa Kütüphanesi’nde meraklılarını bekliyor. Oğlum Halil Bey, Turgutoğlu Pir Hüseyin Bey’in sağ kolu olarak, Karamanoğulları Beyliği’nde önemli görevler üstlenmişti. Mezarı, Konya SadreddinKonevi Camii bahçesindeki Turgutoğlu Pir Hüseyin Bey Türbesi’nin yanındaydı. Ancak son yüzyılda mezarı kaldırıldı ve yerinde yerler esiyor, yani o da unutuldu.
Ben öldükten yaklaşık bir yüzyıl sonra, Seyyid Harun Veli’nin Horasan’dan gelerek Seydişehir’i nasıl kurduğunu anlatan Makalat yazıldı. Orada ismimiz geçmiyor; ancak hepinizin ezbere bildiği “Deve Taşı” hikâyesi aslında bizler için yazılmıştı. Çünkü Didigi Sultan, herhangi biri değildi; bizlerin yani Turgutoğulları'nın mürşidiydi.
Evet, yüzyıllar boyunca unutulduk, ama artık yeniden dile gelmenin vaktidir.
Sizleri, 588 yıl önce sandukama yazdırdığım şu Türkçe dörtlükle yeniden selamlıyorum:
“Cihan çünki baki kalası değül
Vefa bulmaz andan, ne sultan ne kul
Bu ömrün tizden geçer müddeti
Cihanın hemişe budur âdeti”
Berhüdar olun, Seyyid Şehri’nin vefakâr evlatları.Allah’a ısmarladık
Not ; Değerli okurlar,
Kısa bir süre zarfında tamamlanması gereken bir kitap projesi sebebiyle, Memiş Efendi ve ahfâdı hakkında kaleme aldığımız yazı dizimize mecburî bir ara vermek zorunda kaldık. İnşâallah, kitabımız tamamlandığında, Memiş Efendi ile ilgili yazılarımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Yeniden görüşmek dileğiyle, baki selamlar
Muhammed Kemal ERDEM
