İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy (1873-1936), dosdoğru bir adamdı, iki yüzlülükten nefret ederdi, bilgiliydi, hünerliydi, yaptığı işi en iyi yapardı.
Belediye başkanlarının çaldığı, rüşvet aldığı, yolsuzluk yaptığı, sokakları çetelerin kapladığı bugün tam da Akif gibi meziyetlere sahip insanlara ihtiyacımız var.
Akif şiirlerinde kendi dertlerini anlatmadı, milletimizin dertlerini dile getirdi, çözüm yolları gösterdi.
Zulüm ve haksızlığa karşı çıktı, doğruluk ve dürüstlüğü savundu:
“Şudur benim hayatta en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!”
Meşrutiyet, hürriyet, eşitlik, kardeşlik diyerek Sultan Abdülhamit’e karşı çıkan, onu tahttan indirdikten sonra her türlü zulüm ve eşkıyalığı yapan İttihat ve Terakki ile kavga etti:
“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem!
Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım.
-Boğamazsın ki…
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem de tapamam!
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle.
Yumuşak başlı isem kim demiş uysal koyunum?
Kesilir fakat çekmeye gelmez boynum.
Kanayan bir yara gördüm mü, yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için çifte yerim, tekme yerim.
Adam aldırma da geç git!” diyemem; aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar, kaldırırım!..”
Bu şiir yayınlanınca İttihat ve Terakki, Âkif’in çıkardığı Sebilürreşat dergisini kapattı.
Mehmet Akif, İttihat ve Terakki ile kavgalıydı fakat vatanına ve milletine hizmet borcu olduğunu hiç unutmadı. Birinci Dünya Savaşı sırasında dergisi kapatılmış olmasına rağmen Teşkilat-ı Mahsusa’da (İstihbarat Teşkilatı) vazife aldı, Berlin’e gitti, Arabistan’a gitti, savaşın kazanılması için bütün gücüyle çalıştı.
Savaş kaybedildi; Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi imzaladı, topraklarımız Emperyalist İngiltere, Sömürgeci Fransa, İşgalci İtalya, Çapulcu Yunanistan tarafından işgal edildi.
Bu ülkeler güya medeni milletlerdi. Medeniyeti maske olarak kullanan vahşi milletler olduklarını Mehmet Akif şiirlerinde dile getirdi.
İşgali kabul etmeyen Anadolu insanı, İstiklal Savaşı’na girdi. Mehmet Akif, evini İstanbul’da bırakarak Anadolu’ya gitti ve Mondros Mütarekesi’nin yırtılıp atılması ve istiklalimizin kazanılması için halkı savaşa teşvik etti. TBMM’de Burdur milletvekili olarak görev yaptı.
Onu unutulmaz şair yapan şüphesiz İstiklal Marşı’dır.
Milletimize ve ordumuza moral ve şevk vermek amacıyla TBMM başkanı, İstiklal Marşı yarışması açtı. 724 şair, yarışmaya şiir gönderdi. Kazanana 500 lira ödül verileceği için Akif yarışmaya katılmadı.
“Memleketimin kurtulacağını parayla mı söyleyeceğim!” diyordu.
Vatanını, milletini, dinini, bağımsızlığı çok seviyordu. Bunlar için değil para ödülü almak, canını vermeye hazırdı.
Gelen şiirler arasında İstiklal Marşı olacak kıymette eser yoktu. Meclis Başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, Akif’in arkadaşı Hasan Basri Çantay’a durumu anlattı, Akif’in ikna edilmesini istedi.
Hasan Basri Çantay, Meclis başkanına söz verdi.
Akif, arkadaşının kendi adına marş yazma sözü verdiğini öğrenince şöyle dedi:
“En güzel şiiri biz yazmalıyız.”
Hemen kâğıt ve kaleme sardı, İstiklal Marşı yazmaya başladı.
Akif’e göre insan verdiği sözü yerine getirir, asla yalan söylemez.
İstanbul ve Boğazların İngiliz ve Fransızlar; Zonguldak’ın Fransızlar, Samsun’un İngilizler, Antalya ve Konya bölgesinin İtalyanlar, İzmir ve Ege Bölgesinin Yunanlılar tarafından işgal edildiği bir zamanda Akif, İstiklal Marşı yazmaya başladı ve milletimize şöyle haykırdı:
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak!
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;
O benimdir o benim milletimindir ancak!”
Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet bu celal!
Sana olan dökülen kanlarımız olmaz sonra helal,
Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal!”
Cephelerde henüz hiçbir zafer yokken Mehmet Akif, İstiklal Marşı’nı şöyle bitirdi:
“Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet!
Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal!”
Sırtında paltosu bulunmayan Akif, marşı yazana verilecek 500 lirayı, (O tarihte bu parayla Ankara’da bir apartman alınırdı, der Mithat Cemal Kuntay.) yetim çocukların, kimsesiz kadınların kaldığı bir yurda bağışladı.
Akif, Asım’ın nesli adını verdiği idealist bir nesil yetiştirme davası takip etti. İşini en iyi yapan, dürüst nesil yetiştirmek için Akif’i çok iyi anlatmalıyız.
