Allah, kullarına şah damarlarından daha yakın olunca,hayatta oldukları sürece kulların da Allah’la kesintisizbir ilişki ve iletişimleri söz konusudur. Bu ilişki ve iletişimin kodları fıtratlarına yerleştirilmiş olup, gerek ‘doğruyu ve iyiyi dolaysız ve kendiliğinden yapma yükümünü yükleyen içsel güçleri’ demek olan vicdanları gerek gönderdiği şerefli elçiler aracılığı ile gönderilen vahiylerle builetişim kanallarının daima açık tutulması sağlanmıştır. Ta ki bir iletişim kazası olmasın diye.
“Gerçek şu ki, insanı yaratan Biziz ve onun iç benliğinin ona ne fısıldadığını Biz biliriz; çünkü Biz ona şah damarından daha yakınız.”(Kaf suresi ayet 16)
Bu yakınlığın bir başka boyutunu beyan edenşu ayette de öğreniyoruz ki, Allah, yarattığı kulunu sahipsiz bırakmamakta, ‘iç benliğine’ yani kalbine sürekli müdahale etmektedir:
“Siz ey iman edenler! O sizi hayat bahşeden bir dirilişe davet ettiğinde, Allah’a ve Elçi’ye icabet edin! Zira iyi bilin ki Allah kişiyle kalbinin (eğilimleri) arasına sürekli müdahale eder, akıbet O’nun huzurunda toplanacaksınız.”Enfal/24
İçinden geçtiğimiz günler bu iletişimin sağlıklı işleyip işlemediğinin gözden geçirilmesi için mükemmel fırsatlar sunmaktadır. Çünkü Kur’an ki yolumuzu aydınlatan ebedi bir nur, sapasağlam tutunduğumuz takdirde bizi asla yanıltmayacak bir iptir, Kerim kitabımız Kur’an’ın ifadesiyle ‘bin aydan hayırlı’ olan bu ayda, rahmet ayı Ramazan ayında indirilmiştir.
İşte bu ip “Kendisi hakkında hiçbir kuşkuya yer olmayan Kitap’tır” ki “Takva sahipleri için bir hidayet rehberidir” Bakara/2
Takva sahipleri, işte bu iple bağlılıklarını her dem sıkı tutanlardır.
Kulun Rabbine neyi ulaşır? Sorusunun cevaplarını bu hidayet rehberi olan Kerim kitabımız Kur’an’dan öğreniyoruz. Bunlardan birincisitakvadır. Korumak, korunmak anlamlarını içeren takva, sorumluluk bilincidir.
Allah, kullarının dünyada ve ahirette huzurlu olmasını istiyor. Anlıyoruz ki ‘takva’ bu huzurun en önemli kimyası gibi bir öneme sahiptir.
Kulun, Rabbine ulaşacak söz ve eylemlerinin işte bu takva testinden geçenler olduğunu beyan eden örneklerden biri hepimize bu konuda çok tanıdık geldiğini bildiğimiz şu ayettir:
“Onların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat sizden O'na ulaşan yalnızca O'na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir.”22/37
Allah’a göre kul, başıboş bırakılmayacak kadar önemli bir varlıktır.
Bu nedenle ‘sorumluluk bilinci’ insanı başıboşluktan, her türlü anarşiden kurtarıp hizaya sokan, beşeri insan kılan bir duygudur.
“İnsanoğlu başıboş bırakılacağını mı hesap ediyor?”Kıyamet/36
Hesap ederse de bu Halep’ten döneceğini adımız gibi bildiğimiz bir yanlış hesaptır.
Rahmet ayı Ramazan, kadrini bilirsek yanlışlarımızla yüzleşmek ve onlardan güzel bir dönüşle uzaklaşıp arınmak için müstesna bir mevsim…
Allah’ın ipine sımsıkı sarılarak, güvenen ve güvenilen kimseler olarak hamdimizle, şükrümüzle, samimiyetle edeceğimiz dualarımızla kazanca çevirebiliriz kayıplarımızı. Öyle bulabiliriz kaybettiğimiz değerlerimizi.
Şu ilahi mesaj, ona can kulağıyla yönelen kulu değerlerin kaynağına götüren ne güzel bir ilke, ne mükemmel bir hayat düsturudur!
“Kim kalıcı şeref ve itibar arıyorsa, iyi bilsin ki bütün bir şeref ve itibarın kaynağı Allah'tır.O'na sadece güzel sözler yükselir, o sözleri yücelten ise imana uygun eylemlerdir. Gizliden gizliye çirkin entrikalar tasarlayanlara gelince: onları şiddetli bir azap beklemektedir; bu gibilerin tuzakları da hiçe çıkacaktır.” Fatır/10
İnsanlık yararına iyi, güzel, doğru, adil iş ve eylemler toplamı diyebileceğimiz salihatı unutup da yakın çıkarlarımızın gereklerini yerine getirmek için dalıp gittiğimiz vadilerde başımız dara düştükçe sesimizi duymuyormuş gibi ettiğimiz bangır bangır dualarımız Allah’a ulaşır mı?
Sözlerimiz ve eylemlerimiz arasındaki bu yaman çelişkiyi Ozan Arif bakın nasıl dile getirmiş:
“Müslümanlık çünkü adımız bizim.
Adımız gibi mi tadımız bizim?
Eksik mi dedimiz, kodumuz bizim?
Fitnesiz, fesatsız duruyor muyuz?
İslâm'ın şartı beş, imanın altı,
Diyerek işleriz her türlü haltı…
Aklımıza gelmez toprağın altı.
Emaneti sağlam koruyor muyuz?
Esiri olmuşuz malın, servetin,
Zinanın, şehvetin, kovu, gıybetin,
Vatanın, milletin, dinin, devletin,
En ufak işine yarıyor muyuz?”
Sorular can yakıcı; çünkü hepsi itiraf etsek de etmesek de gerçek.
Güzel davranışlarla desteklenmeyen güzel sözler; riyanın, yalanın ve her şeyden/herkesten önce kendi kendini aldatmanın görmek istemediğimiz yüzü değil mi?
Kerim kitabımız Kur’an’ı en çok bu ayda okuyor, hatimlere koşuyoruz seherlerde; lakin anlamının ve amacının çok uzağında durmayı da ısrarla sürdürüyoruz. Yüzüne bakarak da sevap kazanırmışız!
Bu kötürüm bakış açımızı değiştirmeden ne kazanabiliriz ki Rabbimizin katına ulaşacak bir şeyimiz olsun!
Rabbim Ramazan’ı idraklerimize giydirilen her türlü kirliliklerden temizlenerek cümlemizi O’na yükselecek değerde iş ve eylemler yapabilme iradesi kazanmaya vesile kılsın.
Selamların en güzeliyle…
Hacı Halim Kartal/ 23 Şubat 2026