Yeni yılın ilk gününe dünya şu haberle uyanmıştı:
Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşi bir operasyonla ülkesinden kaçırılarak ABD’ye götürüldü.
Olayı kurmaylarıyla birlikte ofisinde izleyen Trump’tan gelen ilk açıklamalar şu şekildeydi:
Venezuela’yı biz yöneteceğiz!
Petrolünü biz satacağız.
Kimse endişe etmesin, herkese istediği kadar petrol vereceğiz!
Bir gün sonra yutmayı düşündüğü ‘yeni lokmaları’ sayarken muhterem(!)den yeni yılın senfonisi olması ihtimali hayli yüksek bir parçanın ilk notaları dökülüvermişti: “Kolombiya’ya operasyon… Kulağıma iyi geliyor!”
Gazze’de Filistin’de yıllardır sürüp gelen vahşet, soykırımhızından hiçbir şey kesmezken, Rusya- Ukrayna hırgürü çözümsüzlüğe ilerlerken velhasıl dünya yeni bir yıla girerken, senfoni mi konçerto mu her neyse, işte bu yeni seslerdi okyanus ötesinden duyulan.
Bunlar ihtiyar dünyamıza dinletilen ilk sesler değildi elbette. İnsanlık tarihi gücüne güvenerek sesini herkese dinletmeye zorlamış ve ilelebet de dinletebileceklerini zanneden nice zorbalıklara ve zulümlere sahne olmuştur! Değişmez hakikat, sahnelerin de rollerin de sürekli değiştiğidir.
TBMM’deki grup konuşmasında gelişmeleri yorumlayan Devlet Bahçeli’ye göre dünya yeni bir krizdedir; çünkü kovboy petrol kokusu almıştır. Bu demektir ki ‘Kan kokusu almış bir köpekbalığından daha kötü olanı petrol kokusu almış bir Amerikalıdır. Bu nedenle birlik, beraberliğimizi yani iç barışımızı tahkim etmemiz şarttır. Yoksa birilerinin başına gelen bizim başımıza da gelebilir hem de belaların en püsküllüsüyle. Küresel atmosferin iyice bulanıklaşan görüntüsüne karşı ‘Terörsüz Türkiye hedefimiz ne kadar önemlidir, görün!’ diyor haklı olarak.
Bu yeni senfoninin, pardon, kakafoninin basınımızda ufuk açıcı birçok yansımaları oldu haliyle. Bunlardan biri Yasin Aktay’a aitti.
Yasin Aktay 05 Ocak 2026 günü Yeni Şafak’taki yazısının başlığına taşımış sözünün özünü: Maduro’yu kaçırmak ABD’nin gücünü değil, haydutluğunu gösteriyor… Yazının son bölümü bir ülkenin devlet başkanını kendi ülkesinde, evinden eşiyle birlikte nasıl kaçırılabildiğinin ipuçlarını barındırıyordu.
“Venezuela’da işgalciye kapıyı içeriden açan muhalefet sorununun aynısı bizde de her zaman en temel sorun. Osmanlıyı yıkan İngilizlere kapıyı içeriden açanlar İngiliz muhibbi ittihatçılar değil miydi? 15 Temmuz’da Erdoğan’ı alma operasyonunu büyük bir beklentiyle izleyen muhalefeti de gördük.”
Eh, atalarımız ‘Hırsız içeriden olursa kapı kilit tutmaz’ diye boşa mı konuşmuşlar. Altın kuraldır bilene, bilip de işini ona göre düzenleyene.
‘Venezuela’da Olup Bitenler’i aynı Gazetedeki köşesinde iki bölüm halinde yazıp değerlendiren yazarlardan biri de S. Seyfi Öğün idi. Senfoni ile konçerto farkını merak edenler bu yazılara bakabilirler. İlginç:
“Şimdi her şey yeniden, Petrodoların ve dünyâticâretindeki dolar tekellerini ihyâ etmeye adanmış görünüyor. Fark şu: Artık saldırganlıklarına bir kılıf bulmak gereğini hissetmiyorlar. Adım adım, Çin’in ticâret yollarını baskılamakta, muhtaç olduğu enerji kaynaklarına çökmekteler. Şimdilik bir mıntıka temizliği için ara verilmiş gibi. Bu Rusya için Doğu Avrupa ve Baltık; ABD için Latin Amerika ve Ortadoğu, Çin için ise Pasifik. Herkes mıntıkasını temizledikten sonra kaldıkları yerden devam edecekler. Ukrayna ve Venezuela okkanın altına ilk gidenler. Muhtemelen sıra Tayvan’da…
Gramsci vaktiyle ne kadar doğru yazmış: “Eskinin çürüyüp yok olduğu, yeninin ise bir türlü ortaya çıkamadığı bir çürüme, bir değersizleşme devri yaşıyoruz… Eski dünyâ ölüyor ve yeni dünyâ doğmak için mücâdele ediyor… Şimdi canavarlar zamânı”…
Bu değerlendirmeleri asıl ilginç kılan yahut en çarpıcı bulduğum yorum, Gramsci’den yapılan alıntıdaki son cümle idi benim için: “Şimdi canavarlar zamanı!”
Gerçekten de atmosferimiz çok bulanık! Meşhurdur: Kurt dumanlı havayı çok severmiş.
‘Kulağıma iyi geliyor!’ senfonisini daha ne kadar dinleyeceğiz, bilmiyorum; lakin atmosferimizi kaplayan sisler iyice koyulaşıyor
Atmosferimizin sanki hiç dağılıp gitmeyecekmiş hissi uyandıran bu ahvali, usta romancımız Kemal Tahir’in özellikle ‘Kurt Kanunu’ romanını getiriyor hatırıma.‘Yorgun Savaşçı’, ‘Yol Ayrımı’, ‘Devlet Ana’, ‘Esir Şehrin Mahpusu’ gibi birbirinden güzel eserleriyle tanıdığımız Kemal Tahir, Kurt Kanunu’nda "Kurtlukta düşeni yemek kanundur" korkusunu her an enselerinde hissederek yaşayan köşeye kıstırılmış, kendileriyle ve geçmişleriyle, içinde bulundukları zamanla hesaplaşan insanları anlatıyor.
En iyisi okumak!
Yakın tarihimizin siyasi sosyal olaylarına farklı açılardan bakıp anlamak isteyenler için Kemal Tahir’in eserlerinde roman gerçekliği içinde sunulmuş zengin izlenimler bulunduğunu düşünüyorum.
Selamların en güzeliyle…
Hacı Halim Kartal/19 Ocak, 2026
