23 Ocak 2026, Cuma
16:17
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Konularına göre hikâyeler iyi bir tasnife tabi tutulsa açık ara öne çıkanlar aşk hikâyeleri mi olurdu acaba? Bilmiyorum; âcizane kanaatim o ki ihtiyar dünyamızın hikâye havuzlarında en çok birikenler hırsızlık, soygun ve gasp hikâyeleri her halde.

        Rabbimiz Rum suresi ayet 41’de“İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde çürüme ve bozulma başladı. …” diye beyan etmektedir. Başımıza gelenlere sebep- sonuç ilişkisi ile baktığımızda bunda şaşılacak bir şey olmadığını görebileceğiz. Demem o ki kuruyan iç denizler, göller ve daha düne kadar geçit vermez ırmaklar; yerlerini, yataklarını bugün hırsızlık, vurgun ve gasp hikâyeleri doldurmaya başladı. Şairin dediği gibi eski sevdalar, aşklar tarihe karıştı.

        İnsana ve bilcümle insanlığa karşı işlenen suçların hepsi kötüdür; bunlarla her türlü mücadele insani, vicdani ve ahlaki sorumluluklarımızın olmazsa olmazlarındandır.

Hırsızlık mesela…

Hırsız, birinin malını, eşyasını sahibi görmeden çalan kimselerdi. Zamanla bunlar o kadar arsızlaşıp azgınlaştılar ki artıl kendilerini saklama gereği duymaz hale geldiler. Böyle olunca yaptıkları eylem hırsızlık olmaktan çıkıp açıkça soyguna, vurguna argo tabirle ‘çökme’ye dönüştü. Artık ufak tefek şeyleri geçtik içindeki yöneticileriyle birlikte koca ülkelerin gasp edildiğini yapılan canlı yayınlar görüp izler hale geldik yeni yılın ilk gününden beri. 

İnsanlığa karşı işlenen suçlar içinde hırsızlık dendi mi canımın bir başka yandığını hissederim; çünkü öğrencilik yıllarımda kaç sene hayallerimi süsleyen mavi bisikletimi çalmışlardı bir yaz tatilinde. Sonra...

Sonra her ay maaşımı alır almaz önce onun taksitini ödemeye giderken çok mutlu olduğum motorumu çaldı hainler, hem de bir Kadir gecesi!

Vatandaş kazanır, hırsız çalar. Çaldığı sadece eşya, mal-mülk değildir; insanların yaşama sevincidir, hayalleridir.

Çalıp çarpmanın her türlüsü zulümdür.

Haksızlık kim tarafından kime yapılmış olursa olsun zulümdür.

Zulümle abat olunmaz, berbat olunur.

Hırsız, yapacağı işin neticesini düşünmez, o sadece neye odaklanmışsa, kısa yoldan ne götürebilirse ona bakar. Birilerine çok kötü gibi gelen bu çirkin davranış onun için son derece normal bir haldir. Yakalanırsa bu o zaman düşünülecek bir durumdur; oraya kafayı takmaz.

Birkaç ay önce bir arazi ölçümünü izleme fırsatı bulmuştum. Arazisini ölçtürmeye çağırdığı mühendisin çıkardığı sonuçtan memnun olmayan tarla sahibine mühendisin şamar gibi cevabını duyunca adamın yüzü kızaracak sandım; lakin o, hudutlarını aşarak haklarını gasp ettiği komşularından özür dileyeceği yerde suçlamaya devam etmişti haksızlık ettiği komşularını. Oysa mühendisi söylediklerini tecavüz edilen sınır taşları dinlese un ufak olurdu olayın vahametinden. O gün işini iyi yaptığına inandığım mühendisin dedikleri hala kulaklarımdadır: “Bak hacı!” demişti, “ölçtüğüm arazin, tapusunun gösterdiğinden çok fazla, arazinde kamunun veya şahısların toprakları var, sen kiminle helalleşeceksin?”

Gelelim hayatında ilk defa okumadığına hayıflanan hırsızın hikâyesine…

Biri usta, diğeri çırak iki hırsız bir bankayı soyarlar. Soyguncular evlerine döndüklerinde genç soyguncu yaşça büyük olan usta hırsıza “paraları sayalım mı?” deyince büyük olan bu öneriyi reddeder ve der ki: "Çok aptalsın dostum! Bu kadar parayı saymak uzun iş, boş ver; nasıl olsa bu akşam haberlerde ne kadar paramız olduğunu söyleyecekler, güven bana!” diyerek yatıştırır genç ortağını.

Soyguncular bankayı terk ettikten bir süre sonra banka müdürü şefe acilen polisi aramasını söyler. Şef, yöneticinin bu önerisini reddeder ve şöyle der: "Bekle, bir 10 milyon biz alalım ve daha önce zimmetimize geçirdiğimiz 70 milyonun üzerine ekleyelim, sonra polisi ararız ". Akşama doğru televizyonda haberlerde bankanın soyulduğu ve hırsızların tam 100 milyon doları çaldığı açıklanır. Banka soygununu gerçekleştirenler, çaldıkları paraları sayarlar, tekrar tekrar sayarlar ama çaldıkları paralar 20 milyonu geçmemektedir. Bunun üzerine banka soyguncuları çok sinirlenir ve yaşça büyük olan der ki: "Biz tüm hayatımızı riske attık ve elimizde 20 milyon var, banka müdürü bir el hareketi ile 80 milyon sahibi oldu. Öyle görünüyor ki okumuş biri olmak, bir hırsız olmaktan daha iyi!”

Soygunu yapanlar yakalanırlarsa hırsızlıktan yargılanacaklar; ama hiç riske girmeden daha büyük götürenler sorgulansalar bile yaptıkları işin adı hırsızlık olmayacak. Usulsüzlük diyecekler, suiistimal diyecekler, yolsuzluk diyecekler. Nihayet fatura soygunculara kesilecek, onlar üzerinden işi kılıfına uyduranlardan belki hiçbir şekilde hesap sorulamayacak.

Her türlü işte taşeron kullanıldığını biliyoruz, Maşalar varken ellerini ateşe atmayanlar illaki vardır, bütün zamanlarda ve mekânlarda.

Her tür kötü ve kötülük gibi hırsız ve hırsızlık da olacaktır insan denen canlının yaşadığı her yerde.

Bir yazarımız ‘İşgalciye kapıyı içeriden açan muhalefet sorunu’ndan söz etmiş ‘Maduro’yu kaçırmak…’ tan, İngiliz muhibbi İttihatçılardan… söz ettiği yazısında (Yasin Aktay, 05 Ocak)

Yavuz Bülent Bakiler bir şiirinde şöyle der:

“Cahilinden çektiği yetmiyormuş gibi yıllarca/ Okumuş yazmışından çekiyor şimdi memleket” der.

Yerden göğe hakkı var; lakin suç işleme istidadı okuyana yazana göre değil, insanın Rabbine karşı sorumluluk bilincine sahip olup olmayışına göre şekilleniyor.

Eğitim sistemimiz insanımıza, hepsinden geçtik, sadece bu duyguyu kazandırabilse kazançların en büyüğünü elde etmiş olacağız.

Selamların en güzeliyle…

H. Halim Kartal /12 Ocak,2026

 

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı