27 Aralık 2025
“Gençlik Akif’te kendini bulursa bu millet bir daha ‘İstiklal Marşı’ yazmakla karşı karşıya kalmayacaktır.”
Bugün, İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy’un ebediyete intikal edişinin 89. Yıldönümü.
Sabahın erken saatlerinde televizyonu açtığımda bir kanalda Mehmet Akif ile ilgili bitmekte olan bir programın son cümlesi söyleniyordu. Hangi kanaldı, programın adı neydi, hazırlayan ve sunan kimdi, bilmiyorum; lakin iç dünyamda yankısını bulmuş olmalı ki bir tek yukarıya kaydettiğim o son cümleyi hatırlıyorum.
Yerinde bir tespit, güzel ve son derece makul bir öneriydi bu; lakin anında şu soru takılıyordu peşine: Biz kendimizi Akif’te bulduk mu? Buna cevabımız evet ise gençlik için endişe etmemize hiç gerek kalmayacak demektir.
Ya biz kendimizde değilsek... Biz kendimizde değilsek, Mehmet Akif’le aramızda sağlam bağlar, köprüler kalmamışsa nasıl buluşacağız Akif’le? Artık diline ve değerlerine yaban kaldığımız biriyle buluşsak ne konuşacak, konuşsak nasıl anlaşacağız? Aramızda anlaşma imkânı kalmamış birinde ne bulacağız? Dahası kendisiyle bağları kesilmiş birinde kendimizinasıl bulacağız? Bizim büyük bir iman ve ideal abidesi yüce gönüllü örnek bir şahsiyette kendimizi bulamadığımız ahval ve şeraitte gençlerimiz nasıl bulacak Akif’te kendilerini?
Demem o ki güzel şeyler düşünüyor, güzel şeyler söylüyoruz; lakin her bakımdan istifade edeceğimiz, örnekliklerinde kendimizi bulacağımız erdem sahibi güzel insanlarla aramız geçip gidenher gün daha çok açılıyor. Vakıa İstiklal Marşı’mızı yazıp milletimize armağan etmiş şairin Safahat’ını anlayabilecek yeterlikte bir dile sahip değiliz. Bundan daha elim ve vahim gerçekliğimizle yüzleşmemize yarayacak asıl soru bana göre şudur: Önce kendimize bakalım, yüreklerimizin köşe bucaklarını bir yoklayalım bakalım; oralarda bugün, Akif gibi olmak, öyle mümtaz bir şahsiyette kendimizi bulmak gibi bir istek kırıntısına rastlayabilecek miyiz?
***
Şairin Hüsran isimli şiirinde anlattığı hüsranı ve hüznü yeniden yaşıyoruz adeta. Demişti ki:
“Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,
İslâm’ı uyandırmak için haykıracaktım.
Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak,
Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım!
Haykır! Kime, lâkin? Hani sâhipleri yurdun?
Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;
Feryadımı artık boğarak, na’şını, tuttum,
Bin parça edip şiirime gömdüm de bıraktım.
Seller gibi vadiyi eninim saracakken,
Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım.
Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;
İnler ‘Safahat’ımdaki hüsran bile sessiz!
Prof. Dr. Cevat Özyurt’un Türkiye Yazarlar Birliği’ni internet sitesinde 31.01.2022’de yayımlanan Nostalji Şairi Olarak Mehmet Âkif: Bir Sürgünün Analizi başlıklı makalesi şairin son yıllarında ‘deli dalgalar halinde gelip’ onu her taraftan sarstığı için özellikle son şiirlerine sinen hüznü anlamak bakımından birçok kaynağa dayanılarak kaleme alınmış olup okunması gereken çok değerli bir çalışmadır. Prof. C. Özyurt’a göre
“Âkif, kendinden geriye üç şiir bırakmıştır.
Birincisi, Safahat.
İkincisi, “İstiklâl Marşı”.
Üçüncüsü ise onun I. Meclis sonrası hayatıdır.
Birinci ve üçüncü şiirine hüzün hâkimdir.
“İstiklâl Marşı”na ise coşku, güç ve güven…
Âkif’in birinci ve üçüncü şiiri hâlin şiiridir.
“İstiklâl Marşı” ise umudun ve ütopyanın şiiri.
Birinci şiirinde hüznünü haykıran Âkif, üçüncü şiirinde hüznünü saklı kılmaya çalışmıştır.
Bu nedenle onun 1925 sonrası hayatı sıra dışı bir dramı içerir.
Âkif’in üçüncü şiirindeki hüzün daha derinliklidir.
Ancak dostların ve yoldaşların anlayabileceği cinsten bir hüzündür bu.
Vatanından cüdâ olmak bir vatansever için varlığın anlamsızlaşmasıdır. Vatan, varoluşun anlam kazandığı yer olduğu için, Âkifböyle bir durumun hiçbir kimse için istenen bir durum olmadığını “İstiklâl Marşı”nda dile getirmiştir.
“Canı, cânanı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.”
…
“Gençllik Akif’te kendini bulursa…”
İnşallah bulur.
Tabi ki ararsak…
Çünkü bulanlar arayanlardır.
Her fırsatta ümitsizliğe yer olmadığını vurgulayan Akif’e göre aramaya içimizde dışımızda sürekli uluyup duran yeis canavarını (ümitsizlik, karamsarlık) geberterek başlayabilirsek bunu pekâlâ başarabiliriz. Yeis yok! Şairin; başına “Dalalete düşmüşlerden başka kim Rabbi’nin rahmetinden ümidini keser” mealindeki Hicr suresinin 56. Ayetini koyduğu ‘Yeis Yok’ başlıklı şiirindeki şu mısralarla bitiriyorum:
“Mazideki hicranları susturmaya başla
Evladına sağlam bir emel mayesi aşla
Allah’a dayan sa’ye sarıl, hikmete ram ol,
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”
Vefatının 89. Yıldönümünde Mehmet Akif’e rahmetler diliyoruz. Mekânı cennet, makamı yüce olsun!
Selamların en güzeliyle…
H. Halim Kartal/ 29 Aralık,2025
27 Aralık 2025
“Gençlik Akif’te kendini bulursa bu millet bir daha ‘İstiklal Marşı’ yazmakla karşı karşıya kalmayacaktır.”
Bugün, İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy’un ebediyete intikal edişinin 89. Yıldönümü.
Sabahın erken saatlerinde televizyonu açtığımda bir kanalda Mehmet Akif ile ilgili bitmekte olan bir programın son cümlesi söyleniyordu. Hangi kanaldı, programın adı neydi, hazırlayan ve sunan kimdi, bilmiyorum; lakin iç dünyamda yankısını bulmuş olmalı ki bir tek yukarıya kaydettiğim o son cümleyi hatırlıyorum.
Yerinde bir tespit, güzel ve son derece makul bir öneriydi bu; lakin anında şu soru takılıyordu peşine: Biz kendimizi Akif’te bulduk mu? Buna cevabımız evet ise gençlik için endişe etmemize hiç gerek kalmayacak demektir.
Ya biz kendimizde değilsek... Biz kendimizde değilsek, Mehmet Akif’le aramızda sağlam bağlar, köprüler kalmamışsa nasıl buluşacağız Akif’le? Artık diline ve değerlerine yaban kaldığımız biriyle buluşsak ne konuşacak, konuşsak nasıl anlaşacağız? Aramızda anlaşma imkânı kalmamış birinde ne bulacağız? Dahası kendisiyle bağları kesilmiş birinde kendimizinasıl bulacağız? Bizim büyük bir iman ve ideal abidesi yüce gönüllü örnek bir şahsiyette kendimizi bulamadığımız ahval ve şeraitte gençlerimiz nasıl bulacak Akif’te kendilerini?
Demem o ki güzel şeyler düşünüyor, güzel şeyler söylüyoruz; lakin her bakımdan istifade edeceğimiz, örnekliklerinde kendimizi bulacağımız erdem sahibi güzel insanlarla aramız geçip gidenher gün daha çok açılıyor. Vakıa İstiklal Marşı’mızı yazıp milletimize armağan etmiş şairin Safahat’ını anlayabilecek yeterlikte bir dile sahip değiliz. Bundan daha elim ve vahim gerçekliğimizle yüzleşmemize yarayacak asıl soru bana göre şudur: Önce kendimize bakalım, yüreklerimizin köşe bucaklarını bir yoklayalım bakalım; oralarda bugün, Akif gibi olmak, öyle mümtaz bir şahsiyette kendimizi bulmak gibi bir istek kırıntısına rastlayabilecek miyiz?
***
Şairin Hüsran isimli şiirinde anlattığı hüsranı ve hüznü yeniden yaşıyoruz adeta. Demişti ki:
“Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,
İslâm’ı uyandırmak için haykıracaktım.
Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak,
Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım!
Haykır! Kime, lâkin? Hani sâhipleri yurdun?
Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;
Feryadımı artık boğarak, na’şını, tuttum,
Bin parça edip şiirime gömdüm de bıraktım.
Seller gibi vadiyi eninim saracakken,
Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım.
Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;
İnler ‘Safahat’ımdaki hüsran bile sessiz!
Prof. Dr. Cevat Özyurt’un Türkiye Yazarlar Birliği’ni internet sitesinde 31.01.2022’de yayımlanan Nostalji Şairi Olarak Mehmet Âkif: Bir Sürgünün Analizi başlıklı makalesi şairin son yıllarında ‘deli dalgalar halinde gelip’ onu her taraftan sarstığı için özellikle son şiirlerine sinen hüznü anlamak bakımından birçok kaynağa dayanılarak kaleme alınmış olup okunması gereken çok değerli bir çalışmadır. Prof. C. Özyurt’a göre
“Âkif, kendinden geriye üç şiir bırakmıştır.
Birincisi, Safahat.
İkincisi, “İstiklâl Marşı”.
Üçüncüsü ise onun I. Meclis sonrası hayatıdır.
Birinci ve üçüncü şiirine hüzün hâkimdir.
“İstiklâl Marşı”na ise coşku, güç ve güven…
Âkif’in birinci ve üçüncü şiiri hâlin şiiridir.
“İstiklâl Marşı” ise umudun ve ütopyanın şiiri.
Birinci şiirinde hüznünü haykıran Âkif, üçüncü şiirinde hüznünü saklı kılmaya çalışmıştır.
Bu nedenle onun 1925 sonrası hayatı sıra dışı bir dramı içerir.
Âkif’in üçüncü şiirindeki hüzün daha derinliklidir.
Ancak dostların ve yoldaşların anlayabileceği cinsten bir hüzündür bu.
Vatanından cüdâ olmak bir vatansever için varlığın anlamsızlaşmasıdır. Vatan, varoluşun anlam kazandığı yer olduğu için, Âkifböyle bir durumun hiçbir kimse için istenen bir durum olmadığını “İstiklâl Marşı”nda dile getirmiştir.
“Canı, cânanı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.”
…
“Gençllik Akif’te kendini bulursa…”
İnşallah bulur.
Tabi ki ararsak…
Çünkü bulanlar arayanlardır.
Her fırsatta ümitsizliğe yer olmadığını vurgulayan Akif’e göre aramaya içimizde dışımızda sürekli uluyup duran yeis canavarını (ümitsizlik, karamsarlık) geberterek başlayabilirsek bunu pekâlâ başarabiliriz. Yeis yok! Şairin; başına “Dalalete düşmüşlerden başka kim Rabbi’nin rahmetinden ümidini keser” mealindeki Hicr suresinin 56. Ayetini koyduğu ‘Yeis Yok’ başlıklı şiirindeki şu mısralarla bitiriyorum:
“Mazideki hicranları susturmaya başla
Evladına sağlam bir emel mayesi aşla
Allah’a dayan sa’ye sarıl, hikmete ram ol,
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”
Vefatının 89. Yıldönümünde Mehmet Akif’e rahmetler diliyoruz. Mekânı cennet, makamı yüce olsun!
Selamların en güzeliyle…
H. Halim Kartal/ 29 Aralık,2025

