Kalabalık bir aile içinde büyüdüm. Ellili yılların sonlarına doğru vefat eden dedemi, babamın naklettiği askerlik anılarıyla hatırlıyorum. On yıl süren bir askerlik…Abilerim, yengelerim ve afacan yeğenlerimle aynı çatı altında nice baharlar- yazlar, nice hüzünlü sonbaharlar- kışlar yaşadık.
Yeterince istişare edilip bir karara varılmadan yapılan kimi işler sebebiyle aile büyüklerimiz arasında ne zaman bir ikilik ve buna bağlı bir huzursuzluk çıksa işte o zaman duyardım babaannemin ‘kazık’lı sözünü: “Çatal kazık yere geçer mi?” derdi rahmetli kırgın ve üzgün bir sesle.
Geçmezdi elbette. İlle de geçmesi için uğraşırsan bu sadece enerji kaybına ve arkası kırıp dökmeye varan bir asabiyete sebep olurdu.
Kemal Tahir’in ‘Yol Ayrımı’ romanında dediği gibi Cumhuriyet çocuklarıyız, Gözümüzü zaferde açtık; lakin imparatorluk geçmişimiz sebebiyle bir tarafımız hep dünde kaldı. Bu nedenle her şeylerini feda ederek İstiklal Harbi’ni kazanan dedelerimizin uğruna savaştıkları değerlerle yoğrulan ruhları bugün bizi takip etmeye devam ediyor.
İkiliğin azabı da denebilecek bu durumun edebi yorumunu Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanında görüyoruz. Diyor ki:
“Bizim asıl derdimiz, modernliğin bize dayattığı boşluktur. Ne mazideki rahatlığı bulabiliyoruz ne de şimdiki zamanda kendimizi gerçek bir yere ait hissedebiliyoruz. Asılı kalmış bir nesiliz.”
Yönümüzü ve yüzümüzü Batı’ya çevirişimizden beri huzuru kaçıp gitmiş bir millet olup çıktık. Huzursuzluğumuzun en önemli nedeni hayatımıza giren ikiliklerdi; çünkü bir tarafımızla Doğu’lu, tamamıyla yanlış anladığımız diğer tarafımızla Batı’lıydık. Cumhuriyet’imizin ideologlarından Ziya Gökalp’in bulduğu formül ‘Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak’ idi. Oysa asırlarca Türklüğümüz, Müslümanlıkla adamakıllı yoğrulduğundan bunlar etle tırnak gibi asla birbirinden ayrı düşünülmüyordu. Sonra asıl hedef olarak ‘Muasırlaşmak’ gösterilip yürürlüğe sokuldu. Düşüncelerini ‘Batılılaşma İhaneti’ adlı eseriyle ortaya koyan Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı rahmetli Dr. Mehmet Doğan’a göre bu bir ihanetti.
Herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşayan bir insanın her şeyden önce kültürel kimlik ve aidiyet yönlerinden bizim gibi bir huzursuzluk yaşadığını düşünmüyorum; çünkü tarihleriyle kavgaları yok; dilleriyle, dinleriyle ve değerleriyle adım başı çelişen keskin zikzaklar, savrulmalar, travmalar yaşamıyorlar. Böyle olunca da enerjilerini bizdeki gibi ikiliklerin doğurduğu kısır çekişmelerle birbirlerini yiyerek tüketmiyorlar.
Bizde ise varımız yoğumuz ikilik! Nerede mi?
Önce kafalarımızın içinde, sonra her yerde…
Adamına göre iş tutuşumuzda veya davranışlarımızda mesela.
Ticari ahlakımıza bakın: Hatırlı müşteri, sıradan müşteri.
Evlerimizin içinde ikilik: Şark odası, garp odası, Amerikan mutfak!
Evliliklere adım atılırken: Dini nikâh- resmi nikâh.
Tanzimat’tan beri kültürümüzde iyice yerleşen kavramlarımız: Eski- yeni, ilerici- gerici, laik-yobaz, alaturka- alafranga…
Takvimlerimizde ikilik: Hicri takvim- Miladi takvim
…
Gerçekten de A. H. Tanpınar’ın dediği gibi ‘Asılı kalmış bir nesiliz.’
İyi bir ‘anayasa’ konusunda titizlendiğini bildiğimiz siyasiler, hala 12 Eylül 1980 darbesinden sonra hazırlanan anayasa ile yönetildiğimizi söylüyorlar.
Hukuk sistemimiz başta olmak üzere eğitim sistemimizden diyanete, iktisattan siyasete her tarafımız tartışmalı.
Bütün hücrelerimize kadar nüfuz ettiği için ruhen ve bedenen sağlıklı bir bünyeye kavuşmamızı hepimize ve nihayet herkese haram eden ikiliklerimizden kurtulmak zorundayız.
Şair Orhan Seyfi Orhon der ki:
“İkilik yok, birlik var;
Yalnız bunda dirlik var;
Yalnız bundadır felâh;
Lâ ilâhe illallah!
Bir aşk için gönüller;
Çırpınırken beraber,
İkiye tapmak günah!
Lâilâheillallah!
Şu münafık karanlık,
Sona erecek artık,
Sabah olacak, sabah!Lâilâheillallah!”
İman ve nifak aynı kalpte barınamayacağına göre güven kaybına neden olan her türlü ikiliğin adalet ve hakkaniyet temelinde yok edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Birlik ve beraberliğin olmadığı yerde sadece dirliksizlik yahut Abbas Sayar’ın Can Şenliği ve Yılkı Atı gibi romanlarında sıkça kullandığı gibi sadece ‘it dirliği’ vardır.
Selamların en güzeliyle...
H. Halim Kartal/22 Aralık, 2025

