Bazı geceler vardır, sabahı hiç gelmez. Bazı saatler vardır, akrep ve yelkovan o anda durur ama sızısı bir ömür sürer. Tam bir yıl önce bugün, saat 04.17’de dünya bizim için sustu; sadece taşın, toprağın ve kederin sesi kaldı geriye.
Biz o sabah sadece evlerimizi değil; içinde çocukluk gülüşlerimizin olduğu odalarımızı, anne kokulu mutfaklarımızı, babamızın yaslandığımız gölgesini ve yarım kalmış on binlerce hikayeyi o enkazların altında bıraktık. Isınmak için yakılan ateşlerin başında beklerken, aslında sadece sevdiklerimizi değil, ruhumuzun bir parçasını da toprağa verdik.
Şimdi ne zaman bir rüzgar esse;
-
Hatay’ın dar sokaklarında yankılanan o sessizliği hatırlarız.
-
Kahramanmaraş’ın, Adıyaman’ın, Malatya’nın ve tüm o güzel şehirlerin mahzun kalmış meydanlarını hatırlarız.
-
En çok da "Sesimi duyan var mı?" diyen o çaresiz ama umut dolu sesi ve o sese yetişemeyen ellerimizin titreyişini hatırlarız.
Gidenler sadece birer isim, birer sayı değildi; her biri bir dünyaydı. Birinin evladı, birinin sevdiği, birinin en yakın arkadaşıydı. Bugün kalbimizde bir mezar sessizliği, gözlerimizde o puslu sabahın buğusu var.
Yaralarımız kabuk tutsa da altındaki sızı hep taze kalacak. Biz birbirimize tutunarak ayağa kalktık ama bir yanımız hep o enkazın altında, o soğuk gecede bekliyor olacak.
Hayatını kaybeden her bir cana rahmetle, özlemle ve derin bir kederle... Unutmadık, unutmak mümkün mü?
