banner1

banner55

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

banner91

Senelerdir sınav sorularının çalındığını konuşur, yazarız. Türkiye sınav kolik bir ülke. Test sınavları bir sektör hâlini aldı. Kitap ve kırtasiye dükkânlarında kültür, sanat, araştırma, ilim kitapları nerdeyse yer almıyor. Test kitapları, soru bankaları başköşeyi tutalı çok oldu. 

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer açıklama yapmış:

“Kaynak kitaplar da ücretsiz dağıtılacak.”

Her öğrencinin kaynak kitaba ihtiyacı olmaması lazım. MEB, ders kitaplarını kaynak kitaba ihtiyaç olmayacak şekilde yazdırmalı.

Sayın Bakan da biliyor ki okullardaki ders kitapları öğrenciyi merkezi sınavlara hazırlamıyor. Orta sonda LGS, lise sonda TYT ve AYT esas alınarak ders anlatılır. Özel okullar MEB’in bu açığını doldurarak para kazanır, test kitapları bu açığı kapatmak için hazırlanır, satılır. Kurslar MEB’in bu eksiğinden beslenir. Aslında hiçbirine ihtiyaç yok.

Okullarda merkezi sınavlara hazırlama kursları var, okullar kursa döndü.


Eğitim okul merkezli olmaktan çıktı ve sınav merkezli hâle geldi.

Okul ve öğretmen, merkezi sınavlara öğrenci hazırladığı kadar iyi.

Eğitimi tekrar okul merkezli, öğretmeni yetkili ve etkili hâle getirmek şart.

Siverek’te ilçe kütüphanesini ziyaret ettim. Müdür arkadaşım, Yazar Ali Lale, öğrencilerin kütüphaneye sıkça geldiğini söyledi, sevindim ve kütüphaneyi göreyim, dedim. 


Zannettim ki ziyaretçiler; araştırma, bilim, sanat, roman, şiir, hikâye kitapları okuyorlar.

Kütüphaneyi dolaştım ki gençler test çözüyorlar.

Merkezi sınavlar olduğu sürece sanata, edebiyat, bilim kitapları daha çok sıra bekleyecek.

Çoktan seçmeli test sınavlarının hayatta bir karşılığı yok. Bu sınavlar insanı hayata hazırlamaz. Yetenek geliştirmez ve yetenek ölçmez. Ezberlenmiş bilgileri artırır, tahmin yürütme yeteneği geliştirir, daha çok test çözme tekniği öğretir. 

Türkiye nerdeyse 50 yıldır test sınavlarının cenderesinde kavruluyor.

Klasik sınavlara neden itibar edilmez?


İlkokuldan itibaren öğretmenler ders anlatır, sınav yapar, yazılı ve sözlü olarak öğrencilerin bilgisini ölçer, not verir. 

Öğretmenin verdiği notlar neden ölçme kriteri olarak kabul edilmez?

Mesela Almanya’da bizdeki gibi merkezi sınavlar yok. 

Puanla öğrenci alan Anadolu lisesine gidecek öğrenciyi ilkokul öğretmeni seçer.

Üniversitelere öğretmenlerin verdiği not ortalaması ile girilir. 

Orada öğretmenler hem yetkili hem de sorumluluk sahibi.

Bizde öğretmenlerin verdiği notlar yok sayılır. Öğretmenin hem sorumluluğu yok hem de yetkisi.

Öğrencinin akademik bir eğitim alıp alamayacağına pekâlâ ortaokul öğretmenleri karar verebilirler.  8. sınıf öğretmenler kurulu, öğrencinin aldığı notlara bakarak ve sınıf içindeki durumunu dikkate alarak öğrenciyi akademik bir eğitim almaya veya mesleğe yönlendirebilir.

Hans’ın yaptığını Hasan da yapar.

Almanya’da öğretmenin verdiği notlar ve raporlarla öğrenci akademik veya meslek eğitimine yönlendiriliyor, bizde neden olmasın?

KPSS sorularının özel bir yayınevinin daha önce yayınladığı sorulara benzediğini konuşuyor eğitim dünyası. Üniversite sınav sorularının çalındığı, askeri okullara giriş sorularının çalınıp Fetö’cüler tarafından adamlarına verildiği yıllardır yazılıp çizilir.

Fetö’cüler, sınav yapan kurumların kılcal damarlarına girerek soru hırsızlığı şampiyonu olmuşlar. Soru hırsızlığı hiç de yeni değil, sorularının çalınması Fetö’cülerle sınırlı değil. Her dönem soruların çalındığı şaibeleri duyulur. Kimi zaman araştırılır, açığa çıkar kimi zaman üstü örtülür.

Memur alımları değişik merkezlerde komisyonlar kurularak klasik sorular sorularak neden yapılmaz?

Komisyona adam görevlendirilir. Sabahleyin çalışmaya başlanır, sorular hazırlanır, aynı gün sınav yapılır ve okunur. 

Sınav komisyonu denetlenir, gözetim altında tutulur ve hırsızlığa, kopyaya imkân verilmez.

Hırsızlık yapan, soru satan, cevap satan olursa görevinden atılır ve bir daha memuriyet yüzü göremez, ayrıca en ağır şekilde cezalandırılır.

Burada esas olan, dürüst ve düzgün adam yetiştirebilmektir.

Eğitim sistemini bunun için yeniden düzenlemek gerekir.

Hırsızlığı içine sindiremeyen, haram ve günah sayan, vicdanlı insan yetiştirmeliyiz.

Önce Mehmet Akif Ersoy’un niteliklerini saydığı öğretmeni yetiştirmeliyiz.

“Muallimim diyen olmak gerektir imanlı;

Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı.”

Müfredatları Akif’in saydığı niteliklere sahip insan yetiştirmek için hazırlamalı, kitapları bu maksadı sağlayacak şekilde yazmalı. Eğitimin hedefi; dürüst ve liyakatli, işini iyi bilen ve iyi yapan insan yetiştirmek olmalı. 

Bir an önce merkezi – test sınavlarından kurtulmalıyız. 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner102

banner101