Bugün burada sadece bir kınama mesajı yayınlamak için değil; insanlığın ortak mirasına, inanç özgürlüğüne ve uluslararası hukukun temel taşlarına vurulan baltayı deşifre etmek için toplandık. İslam dünyasının kalbi kanıyor, ilk kıblemize zincirler vuruluyor ve modern dünya, tarihin en büyük "inanç ve yaşam hakkı" ihlaline, küresel bir şantaj sarmalının gölgesinde seyirci kalıyor.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden Cenevre Sözleşmeleri’ne kadar tüm uluslararası metinler şunu açıkça taahhüt eder: Her birey, ibadet etme ve dini vecibelerini yerine getirme hakkına sahiptir. İbadethaneler, savaşın en kanlı anında bile dokunulmazlığı olan mukaddes mekanlardır.
İşgalci İsrail rejimi, tam 18 gündür Mescid-i Aksa’nın kapıları asıl sahibi olan Müslümanlara tamamen kapatmış durumdadır. Kudüs Valiliği ve Filistinli yetkililerin de vurguladığı üzere, bu denli uzun süreli ve kapsamlı bir kapatma dalgası 1967’den bu yana ilk kez yaşanmakta ve son derece tehlikeli bir emsal teşkil etmektedir. Ramazan ayının bu en yoğun, maneviyatın en zirve yaptığı günlerde Mescid-i Aksa’nın kapılarına kilit vurulması, namaz kılanların darp edilmesi ve Harem-i Şerif’in postallarla çiğnenmesi; sadece Müslümanlara değil, tüm insanlığın ortak hukuki ve ahlaki değerlerine karşı girişilmiş bir terör eylemidir. İbadeti yasaklayarak bir halkın ruhunu hapsetmeye çalışan bu girişim, insanlık tarihinin kara sayfalarına bir utanç vesikası olarak geçecektir.
Kudüs’te ibadet hakkını gasp eden el ile Gazze’de çocukların üzerine tonluk bombalar yağdıran el aynı kirli merkezden komuta edilmektedir. Gazze’de katliamlar artık hiçbir sınır, hiçbir kural ve hiçbir insani değer tanımamaktadır. Şehit sayısı 72 bini aşmış, şehirler devasa birer enkaz yığınına ve çocuk mezarlığına dönüştürülmüştür.
İsrail, sadece modern silahlarla değil; suyu keserek, gıdayı engelleyerek ve hastaneleri kasten yerle bir ederek bir halkı topyekûn yok etmeyi amaçlayan sistematik bir "açlık soykırımı" yürütmektedir. Bebeklerin açlıktan öldüğü, ameliyatların anestezi olmadan yapıldığı bir dünyada, İsrail’in bu pervasızlığına "dur" demeyen her güç, bu soykırımın suç ortağıdır. Gazze direnişi, sadece bir toprak parçasının değil, insanlık onurunun son kalesidir.
Zulüm çemberi sadece Filistin topraklarıyla sınırlı kalmamakta, tüm coğrafyamızı bir ateş çemberine almaktadır. ABD ile İsrail’inşubat ayında başlattığı ve İran topraklarını hedef alan doğrudan hava saldırıları, bölgeyi geri dönülemez bir felaketin eşiğine sürüklemiştir.Emperyalist güçlerin "demokrasi getirme"masalı adı altında yürüttüğü bu saldırılar, aslında İsrail’in bölgedeki "Büyük İsrail" hayallerine alan açma stratejisinden başka bir şey değildir.
ABD ve İsrail’inayrıca ekonomik çıkarları uğruna yürüttüğü bu sömürü politikaları, masum insanların hayatına mal olan ağır katliamlarla sonuçlanıyor. Enerji kaynakları için dökülen bu kan ve gözyaşı, bölge halklarını derin bir acıya mahkum ediyor.
Ortadoğu’yu bir barut fıçısına çeviren bu müdahaleci politikalar, bölge halklarını birbirine kırdırmayı ve sömürü düzenini ebedi kılmayı amaçlamaktadır. Bizler biliyoruz ki; Bağdat’ta, Şam’da, Tahran’da veya Gazze’de patlayan her bomba, başta insanlığı olmak üzere İslam coğrafyasının birliğini ve beraberliğini hedef alan aynı kirli aklın ürünüdür.
Bugün Gazze’de bebekler katledilirken, Mescid-i Aksa’nın kapılarına kilit vurulurken Batı dünyasının takındığı bu "sağır edici" sessizlik, tesadüfi bir dış politika tercihi değildir. ABD’den Avrupa’ya, İsrail’in en üst düzey istihbarat ağlarına kadar uzanan Epstein Dosyaları, küresel sistemin nasıl bir şantaj ve kirli ilişkiler ağıyla esir alındığını açıkça afişe etmektedir.
Kendi halklarına "demokrasi ve insan hakları" dersi verenlerin, çocuk istismarı ve karanlık sırlar üzerinden kurulan bu ağlarda nasıl rehin alındıklarını ibretle izliyoruz. Bu dosyalar, İsrail’in her türlü hukuksuzluğuna karşı Batılı liderlerin neden "üç maymunu" oynadığının; neden soykırımı durdurmak yerine katliama silah taşıdığının en somut cevabıdır. Kirli dosyalarla elleri kolları bağlanmış, iradeleri teslim alınmış olanlar, Filistinli mazlumların hakkını savunamazlar! Onların sessizliği vicdanlarından değil, kapalı kapılar ardındaki utanç verici bağımlılıklarındandır. Bu kirli tezgahı bozacak olan tek güç, halkların feraseti ve onurlu duruşudur.
Buradan tüm dünyaya bir kez daha gür bir sesle haykırıyoruz:
Mescid-i Aksa’nın kapılarını derhal ve kayıtsız şartsız açın! İlk kıblemiz üzerindeki necis ellerinizi çekin!
Kirli dosyalarınızın, şantaj ağlarınızın ve gizli ajandalarınızın bedelini masum Filistin halkına ve İslam coğrafyasına ödetmenize izin vermeyeceğiz!
Ve buradan vicdan sahibi insanlara sesleniyoruz: Kınama mesajlarının, içi boş kâğıtların ve sahte gözyaşlarının hükmü bitmiştir. Gün birlik olma günüdür. Zulme karşı durmak başta İslam Dünyası olmak üzere bütün insanlığın sorumluluğudur. 18 yılı aşkın bir süredir devam eden Filistin ablukasını kırmak için bugüne kadar birçok kez denizden ve karadan girişimlerde bulunuldu. Abluka kırılana, Filistin halkı özgürleşene kadara da bu girişimler devam edecek. Özgürlük ve Sumud Filosu, ablukayı kırmak için nisan ayında yeniden Akdeniz’e açılmayı planlıyor.
Mescid-i Aksa özgürleşene, Gazze’de çocuklar korkusuzca gökyüzüne bakana ve bu küresel çete düzeni yerle bir olana dek susmayacağız, durmayacağız, geri adım atmayacağız!
Yaşasın Özgür ve Bağımsız Filistin!
