grandbetting

Hacı Halim Kartal

YENİ BİR DİL ÖNERİSİ, KİBİRİN DEĞİL İNSAFIN DİLİ

Adam, maşallah, konuşmuyor adeta makinalı tüfek gibi saydırıyor; muhatabının değil bir cümle ile itiraz etmesine, ağzını açmasına bile fırsat vermiyor. Mecburen dinleme pozisyonuna çekilip kendini korumaya çalışmaktan başka seçeneği kalmayan insanı, ikna eden değil; yoran, bezdiren hatta harap ve bitap düşüren bir dil bu.

        Öyle bir yaylım ateşi ki düşman başına! Muhatabın durduğu yer, baktığı taraf; şimdiye kadar doğru bildikleri, görüp işittikleri her ne varsa sağanak sağanak saldırıya uğruyor. Toparlanıp bir şey söylemesi ne mümkün, nefes alma güçlüğü yaşıyor gibi yutkunup duran adamın ağzını açmasına bile fırsat verilmiyor. Bakıyorum; bu durumda bile sağanak hız kesmiyor! Belki bir işe yarar ümidiyle son bir gayretle “Hiç mi iyi bir şey yapılmadı bu memlekette, her şey bu kadar berbat öyle mi?” diyebilen; lakin aldığı onca darbenin etkisiyle bu son hamlesinin rakibinde bir sinek vızıltısı hükmünden öteye gitmediğini görünce de mecali kalmayan adam, nihayet abandone olmuş bir boksör gibi mücadeleden vazgeçiyor.

El insaf diyorum, insaf! Konuştuğumuz, görüştüğümüz, tartıştığımız insanların bildiklerinden daha çok şey bilebiliriz; lakin bunları insanlara iletme konusunda takındığımız tavır ve üslubun çok can yakıcı olduğunu düşünüyorum. İnsaf ve iz’anın değil kibirin dilini daha çok kullanıyor, düşüncelerimizi bu üstenci, böyle olduğu için karşımızdakileri aşağılayıcı bir dille seslendirmeye çalışıyoruz sanki. Bu da sadece kırıp dökmeye yarıyor, getirisinden çok götürüsü oluyor haliyle.

Memleketin caddesinde, sokağında kahvesinde ve meclislerinde şair Yahya Kemal’in “Bu dil ağzımda annemin sütüdür” dediği dilin besleyiciliğinden, güzelliğinden, letafetinden eser kalmadığını görmek ne acı! Bazı günler uğradığımız parklarda belediyenin yemyeşil kalması için mücadele verdiği çimler üzerinde hoyratça top oynayan çocukların etraflarındaki, annelere, ninelere aldırmadan birbirleriyle küfürsüz, hakaretsiz konuşmadıklarını gözlemliyoruz. Televizyonlardaki kimi tartışma programlarında adları ve unvanları kocaman adamlar sıra ve saygı gözetmeden konuşuyor, fikren muhalif oldukları rakiplerini itibarsızlaştırma mücadelesi veriyorlar. Sabredip izlemeye devam ederseniz insafın ve iz’anın, merhametin diliyle konuşulmadığı için asabınız bozuluyor, asabınız bozulunca metabolizmanız bozuluyor.

İnsafın ve iz’anın dili nasıl olmalı?

Bu, gönülden gönüle sevgi, saygı köprüleri kuran bir dil olmalı her şeyden önce.

Han Duvarları şairi Faruk Nafiz Çamlıbel güzel konuşmanın önemini, dil ile gönül ilişkisine dikkat çekerek şöyle ifade etmişti bir dörtlüğünde:

“Hangi sözlerle ninem gönlünü açmışsa bana,                                   Ben o sözlerle gönül vermedeyim sevdiğime.                         Sözlerim ninni kadar duygulu olmak yaraşır;                          Bağlıdır çünkü gönlüm dilime dilim gönlüme”

İnsana saygının, insafın, merhametin ve şefkatin kaf dağlarının ardına kaçıp gittiği bir dünyada çoraklaşma ve çölleşmenin ilk belirtileri düşüncelerde ve onların yansıdığı en tabii alanlar olan dillerde ve davranışlarda görülüyor. Bu dil ve davranış hülasa müstekbirleri ele veriyor; zira kibir dili müstekbirin dilidir. TDV İslam Ansiklopedisi’ne göre müstekbir, ‘kendini büyük ve üstün görüp gerçekleri kabul etmeyen, hakka karşı inatla direnen kimse’ demektir.  

        Mesela kod adı Mazlum Kobani olan bir terörist, insafı yitirmiş birinin dilinde ‘Temiz savaşçı’ veya özgürlük kahramanı olup çıkıyor. Bir zamanlar ABD başkanlarından biri insanları öldüren; lakin binalara zarar vermeyen yeni geliştirdikleri bir bombaya ‘temiz bomba’ adını vermişti.

        Müstekbir gerçekleri kabul etmediği gibi çarpıtarak anlamlandırıp anlatmada da maharetini sergiler. Bozuk tasavvurdan sağlıklı düşünce hâsıl olmaz; düşünce de kendini dil ve davranışta gösterir. 

        Süleyman Seyfi Öğün’ün 31 Ekim’de Yeni Şafak’ta yayımlanan ‘Temiz Savaşçı’ başlıklı makalesinde bu çarpıtmanın bir örneği şu şekilde dile getirilmiş: “Yerdeki sigara izmaritlerini topladınız mı, militan kızlar saçlarını yıkayıp ördü mü mesele halloluyor. Savaşınız temiz savaş, komutanınız temiz savaşçı oluyor. Bu ara, kaç çocuk öldürmüşsünüz, kaç ocağı söndürmüşsünüz ehemmiyeti yok…”

        Müstekbirin dilinde tutarlılık olmaz, dün kötü dediğine, bugün iyi der; dün iyi dediğine bugün kötü demekte bir beis görmez ve hiçbir şeyi beğenmez. Tıpkı Kazak Abdal’ın şu meşhur taşlamasındaki gibi:

“Ormanda büyüyen adam azgını

Çarşıda pazarda insan beğenmez

Medrese kaçkını softa bozgunu

Selam vermek için kesan (hiç kimseyi) beğenmez.”

        Selamların en güzeliyle…

        H. Halim Kartal            05 Kasım, 19

Diğer Makaleler