Sena ÖZKAN GÜNTÜRK

VAZGEÇEMEDİKLERİN ZAAFLARIN DEĞİL, NEFSİNİN İSTEKLERİ

Öyle ya, her bir yanlışı süslü kelimelerle masumlaştırmak gibi bir huya sahibizdir. Bu şekilde içimizin rahatlamasını, hayata kaldığımız yerden aynı masumlukla yaşamaya devam edebilmeyi hedefleriz. Ve az buçuk ilk aşama da hedefimiz gerçekleşmiştir. İnsanlar yapı olarak, vicdan kurallarına bağlı bir ruhi hislere sahiplerdir. Dini inancı ve meziyeti, savunduğu her ne yol var ise, her birisi vicdan duygusundan geçmektedir.

   Kısacası bu vicdan meselesi doğuştan fıtri bir duygudur. Kimisi vicdanını susturmak için ardında hatalar ve kalp kırıklıkları bırakmadan ilerler, kimiside yaptığı yanlışları bir şekilde masumlaştırarak yaşamayı yeğler. Ne var ki, kim bu düşünceye sahip ise sadece kendisini kandırmaktan öteye gidemez.

 

  Bu vicdan meselesinin bir örneği de alışverişte kullanılan, küsurat gibidir. Misalen herkesin bildiği ve artık kabullendiği göz kandırmak adına yapılan ufak bir hile. Diyelim ki fiyatı 40 TL olan bir ürünün 39.99 TL yazılmış olması gibi. Bu yazılan fiyat ürünün 40 TL ödenmesi gerektiği gerçeğini asla değiştirmez. Yapılmak istenense zihinlerde ödenecek olan parayı az gösterme tekniğidir.

  Yani kısacası vicdan meselesi de aynı bunun gibidir. İnsan vazgeçemediği şeylere zaaflarım var diyerek, masumlaştırma yolunu seçer. Halbuki bu hayatta vazgeçilmez hiç bir şey yoktur. Zaaf ise kişinin sadece ve sadece terk edemediği nefsi isteklerden ibarettir. 'Ben asla ve asla çay içmeden duramam, En büyük zaafım dedikodu yapmak.. ve ya Gezmeden duramam..' gibi bir sürü söz cümleleri.

 

   Nefis öyle bir yerdedir ki, insan onu memnun etmek adına her şekilde kölesi olup, onun istediklerini doğru kılmak adına isimlerini değiştirebilir. Bu artık bir tür itaat etmekte son noktaya varış şeklidir. Kendi vicdanını kandırma, bu şekilde hayatının geri kalan kısmında 'sen hata yapıyorsun.' diyen vicdan sesini, 'Hayır, bu benim küçük bir zaafım.' diyerek susturmayı hedefleyen insan profilidir.

 

  Ne yazık ki, ne vicdan bu yalanla susacak kadar aptaldır, ne de insan bu sözle onu kandıramayacağını bilmeyecek kadar cahildir. Zira şimdiye kadar bu palavralarla hangi vicdan susmuştu? 

 

   Katilin içinde kopan fırtınalar her Allah' ın günü inlememiş miydi? Habil, Kabil' i öldürdüğünde, nefsinin kardeşini öldürerek doğru bir iş yaptığını söylemesine rağmen vicdanını susturabilmiş miydi? Bu silsile böylesine uzayıp giderken, her gün yenileri eklenerek artmaktadır. 

 

    Ama değişen tek şey, karakterler ve farklı olaylardır. İnsanlar ve nefis var oldukça, doğru ve yanlış kavramı hüküm sürdükçe, yani kısacası ömür boyu kimse bu kölelikten ve hataları masumlaştırmaktan vazgeçmeyecektir.

Diğer Makaleler