grandbetting

Hacı Halim Kartal

PARÇALAMAK, PARÇALANMAK

“Allah'a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O'na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dini anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.” (Rum suresi, 31-32) Diyanet meali

        Yukarıdaki ayetlerin ikincisinde insanoğlunun yeryüzü macerası boyunca yapmaması gerekirken bir şekilde yaptığı, yapageldiği bir dizi yanlıştan söz edilmektedir ki (ferreku) kelimesiyle ifade edilen bu eylemler; dinlerini parça parça etmeleri, bu çizgiyi geçtikten sonra fırkalara ayrılmaları ve her fırkanın elinde tuttuğu parçayla sevinmeleridir.

        Ayette geçen iki kelime dikkat çekicidir: Fırka ve şia. Birincisini fırka, tefrika, tefrik etme gibi kullanımlarıyla çok iyi tanıyoruz. Cumhuriyet’in ilk yıllarında siyasi parti adlarında bu kelimeye rastlıyoruz. Serbest Fırka, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası vb. Kur’an’da birçok ayette emir kipiyle dikiliyor karşımıza. “Vela teferreku!” Rabbimiz, engin merhametiyle kullarının tehlikeli bölgelere girmemesi için önüne setler çeker adeta bu tür uyarılarla. Mesela Al-i İmran 103’te şöyle buyurur: ”Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın…”

        Tüm elemanlarıyla karşımızda insanı hayran bırakacak şekilde duran bir yapı düşünün ki bu bir şiir, bir ağaç, bir tablo, bir mimari yapı gibi akla gelen her şey olabilir, parçalarına ayrılınca nasıl o güzellikten eser kalmazsa parçalanan hakikat de hakikat olmaktan çıkar. Din de böyledir.

Bütünlük tevhittir. Tevhit semavat ve arzın sahibi olan Allah’ı yegâne otorite kabul etmek, yarattığı her varlığın özüne yerleştirdiği fıtrat yasalarına (sünnetüllah) uygun şekilde, kendisiyle ve kendisini çepeçevre saran âlemle barışık bir yaşama gönül vermek, emek vermektir. Kendini ve âlemleri yoktan var edeni bilmesi ve yaşamını imanına şahit kılacak bir sorumluluk bilinci taşımasıdır. Her şeyin bir anlamı ve amacı olduğu şuuruyla hayatı Allah’lı yaşamasıdır. Yapıp ettiği, yapabilecekken yapmadığı her şeyden sorgulanacağını bilip işlerini ve ilişkilerini ona göre düzenlemesidir. Allah’ın ‘kayyım din’ dediği budur. Yani sürekli ayakta olan, değerli olan, hiç değişmeyen yasalardır.

Bu bütünlüğü (tevhit) bozan her şey, her inanış veya her türlü iş ve eylem şirktir. Allah otoritesinde ortak kabul etmez.

Parçalanma, bütünlüğün bozulmasıyla meydana gelen bir süreçtir. Her türlü indirgeme bütünlüğün bozulmasına kapı aralamıştır. İhmal veya kasıt sebebi ne olursa olsun ihanettir, kötülüktür, suçtur.

Kötülük bu kadarla kalır mı? Kalmadığını ülkemiz ve yakın coğrafyalar başta olmak üzere dünyanın her yerinde görüyoruz. Bu durum hakikat tekelciliği şeklinde ortaya çıkmaktadır. Her parçasıyla bir arada güzel bir bütünlük parçalanmaya görsün. Ardından parçalarından birini elinde tutan diğer parçalara sarılanlara “Hakikat tektir, o da benim elimdekidir, benim söylediğimdir!” diye haykıracak, kendinden farklı olan grupları yok etmek için her yolu mubah kabul edecek, her zulmü işleyecektir. Yedeklerine bir de silahlı veya silahsız kuvvetleri aldılar mı mezalimlerden mezalim beğenin artık!

Prof. Şaban Ali Düzgün Hoca ‘Hakikat Tekelciliği ve Tek Tipleştirme İdeolojisi’ başlıklı makalesinde parçalanan hakikatin hakikat olmaktan çıkarak ne hallere gelebildiğinin örneklerini dile getirir:

“Bu tekelciliğin en net gözlenebileceği alan, şüphesiz, dinsel/teolojik tekelciliktir. Batı kültürü içinde özünü kaybeden Hıristiyanlık, başka din mensupları şöyle dursun, kendi içindeki ayrışmalara ve ihtilaflara bile tahammül edemeyen tekelci bir şiddet kültürünün prototipini yaratmıştır. Viva la vita (yaşasın hayat!) değil, Viva la muerte! (Yaşasın ölüm!) bu şiddet kültürünün yaşam boyu sloganı haline gelmiştir. Batı’nın kendi dışındakilerle ilişkisindeki baskın unsur, teolojik detaylardan değil, hegemonyacı bir anlayıştan beslenmiş ve din de bu hegemonya sürecine hizmet eden bir aygıta indirgenmiştir. Bu hegemonyacı tahakküm Müslümanlar kadar Katolik olmayan Hıristiyanları da kendine hedef seçmiş, şiddete dayalı ilişkilerin en önemli ve uzun süreli kesitini oluşturan Haçlı seferleri sırasında Katolik dünyası bu tavrını Müslümanların dışındaki din ve anlayışlara da dayatmıştır.” ... Mutlak kudreti kendinde görme ve Latin Katolik Kilisesi’ni, İsa Mesih’in yeryüzünde temsil edildiği tek mekân olarak kabul etme anlayışı, Latin Hıristiyanlarının diğer din ve inanç mensuplarına toleranssızlığının başlıca sebebiydi. Onlara göre inançsız birisine gösterilecek müsamaha, vatan hainliğiyle eşdeğerdeydi.”

“Yahudi-Hıristiyan geleneğin hakikat tekelciliği ve tahrifçiliği, Kur’an tarafından reddedilmekte ve başlarına gelen kanlı ihtilafların ve gruplaşmaların, bu tekelciliğin ve tahrifin bir cezası olarak aralarına salıverildiği seslendirilmektedir: “Biz Hristiyan’ız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek bir düşmanlık ve kini salıverdik. …” Maide/14

Müslümanın asla unutmaması gereken gerçek Kur’an gerçeğidir. Bu gerçek Al-i İmran 19’da şöyle beyan edilmiştir: Allah katında din, İslam’dır. Kendilerine kitap verilenler, bu ilim geldikten sonra, sırf birbirlerine hâkimiyet kurma çabaları yüzünden ihtilaf çıkarırlar.Kim Allah'ın ayetlerini görmezlikten gelirse, Allah onun hesabını hızlı görür.“

Atalarımızdan, kültürümüzden, geleneklerden veya rivayet kalıntılarından arındırılmamış din olsa olsa parçalanmış hakikatin başkalarıyla çatışma aracı yapılan sömürü araçları olur, zulüm aracı olur; ‘halis’ din olmaz. Oysa Allah, parçalanıp bozulmamış, hiçbir şekilde kirletilmemiş hakikate çağırıyor.

Selamların en güzeliyle…

H. Halim Kartal              03 Aralık 19

Diğer Makaleler