Sena ÖZKAN GÜNTÜRK

KAYBOLAN SADECE BİR İNSANLIK DEĞİL, BİR NESİL.

Hesabını veremeyeceğin bir çok sorumluluğun var, kim bilir belki de sen sadece bunların bazılarından mesul olduğunu düşünüyorsundur. Hayat, ne garip öyle değil mi, hiç bir düzen ya da sana verilen hiç bir şey öylesine olsun diye verilmiş değildi. Yaşamak için var olmadın ve de yaşıyor desinler diye doğmadın. Peki, esas mesele neydi? 

     Senin var oluşunun sebebini sorduklarında, belki de sen hiç takılmadan yanlışsız ve ya yalansız tüm gerçekleri sıralayabilirsin. Öyle ya bunu bilecek birisin. Mesele gerçekleri bilmek ile biter miydi? Farkındalığın lugatta anlamı neydi?

    Bakma sen insan aslında bir çok şeyin bilgisine sahiptir, en azından kendisine yön verecek kadar. Doğruyu bilen kişi ile yanlış'ı bileni ayırt etmek çok zor olsa gerek. Çünkü bilen bildiğini yaşayıp yaşatmıyor, bilmeyen zaten yaşamıyordu. Ne kadar alıştık değil mi, öyle kuru kuru ya boş beleş yaşamaya. Değerler, ahlak, edep ise git gide bizden kaybolan en ince yanımızı oluşturuyordu. Yokluğu insanı insanlıktan çıkaracak kadar önemliydi.

 

  Ah evet eskiden olsa.. diye başlanılan cümlelerin ve de bizim zamanımızda.. diye devam eden kelimelerin sonu yoktu. Zira eskiden olaylar karşısında sergilenen tavır ile şimdiki zamanın tepkileri yan yana bile gelemez. Kaybettiğimiz çok şey var bu hayatta, en çokta değerlerimizle, ahlak anlayışımızla yok olduk biz. Gözlerimiz mi bu duruma alıştı, yoksa biz mi yadırgamayı rafa kaldırdık bilinmez ama, değişen şeyler alışmaktan öteye gidemedi. 

   Yapılacak onca şey varken, bizler sadece kınama ile yetiyoruz. Sanırım o bile artık bir lüks haline geldi. Gözlerimiz gördüklerini zihniyetimize göstere göstere normalleştirdi. O eski tepkileri veremez olduk, ne acınası haldeyiz çoğu zaman bunun farkında bile değiliz. Ahlak bir insanın kimliğini sergilerdi, yetiştirilirken aile den öğrenilen en değerli huy kişinin kendisini kendi yapabilecek güzel ahlaklı oluşuydu.

  Şimdi ne olmuştu da, ahlakını, insanlığını kaybetmiş kişiler ile aynı görüşü savunabiliyoruz. Ya da onları sevebiliyor, yanlışlarını yadırgamadan yapılanların

 normalleşmesine ön ayak olabiliyoruz. Bir ses olmayı seçmiyor da, bitmek üzere olan insanlığı seyir ediyoruz. Ne kadar garip ve bir o kadar da acınası insanlığın sebebi ve seyircisi oluyoruz.

  Eğer bir kere de olsa kötüye giden olayları fark edemez hale gelmişsek ve bunu yadırgamayacak kadar alışmışsak belki de sonumuzun geldiğini kabul etmekte fayda var. Zira insanlığın yitmiş olduğunu görebiliyoruz, peki bugün bu kadar sapkın bir topluluğun hemen hemen artıp normalleştiği bir dünya da iken, çok değil bir kaç yıl sonra nasıl bir dünya ya gözlerimizi açıp evlatlarımızı teslim edebileceğiz? Gerisini algılarınızı açıp etrafınızda olan iğrençlikleri görmeye çalışarak karar verin. Var olup, ahlakı seçin zira kaybolan sadece bir insan değil bir nesil.

Diğer Makaleler