grandbetting

Hacı Halim Kartal

DUALARIMIZ: ALLAH NE BUYURUR; KUL NE SÖYLER

‘Dua’ kelimesinin zihin kodlarımızda neye karşılık geldiği konusunda ciddi bir araştırma yapılmış mıdır, yapılmışsa nasıl bir tablo ortaya çıkmıştır? Bilmiyorum; lakin bildiğim kadarıyla memleketimizde ‘dua’ denilince bu kelimenin toplum genelinde hatıra getirdiği şey, daha çok ihtiyacımız oldukça halimizi Rabbimize arz ederken taleplerimizi dile getirdiğimiz sözler olduğudur.

        İnsan Ve Toplum Bilimleri Araştırma Dergisi’nde Resul Ertuğrul imzasıyla yayımlanan ‘Kur’an’da Fiili Dua’isimli makalede çoğu zaman camide, cenaze törenlerinde, mevlit, hatim, nikâh veya benzeri vesilelerle toplu olarak yapılırken katıldığımız ve genellikle anlamını bilmeden amin dediğimiz kavli dualarda neden hayır olmadığının en sağlam delillerle açıkladığını gördüm. Hoca, duanın ne olup ne olmadığını belirterek durumumuzu gösteriyor önce:

        “Dua, Allah’a iş yaptırmak değil, iş yapmak için Allah’tan güç talep etmektir.”(İlhami Güler) Dua eden insanlar, genellikle duanın gereği olan amelde bulunmamakta, duayı sorumluluktan kaçmak, tembellik ve eylemsizlik olarak algılamaktadırlar. Böylece fiilî dua eksikliği, Müslümanların sorunlarının temelinde yer alan sebeplerden biri olmaktadır.”

         Hâlbuki dua kulun Rabbi karşısındaki emre amade hali, klas duruşudur; kulluğu dava edinmesidir.

        Başımız sıkıştıkça dua ediyor veya beddua ediyoruz. Bu halimizle sadece söze, seslenişe indirgediğimiz bir ayin değil midir dualarımız? Oysa dua kelimesinin daha başka anlamları da var. Mesela Yunus suresinin 25. Ayetinde ‘davet/çağrı’anlamında kullanılmaktadır: “Allah, (insanı) huzur ve güvenlik ortamına çağırmakta ve dileyeni dosdoğru bir yola yöneltmektedir.” Muhammed Esed Meali

        Buna göre Allah kullarına: “Bu dünyayı savaşların, kargaşalıkların, sömürünün, çıkar hesaplarının, fesadın kasıp kavurduğu bir fitne yurdu olmaktan çıkartın ve cennet gibi bir diyara dönüştürün!” derken biz dualarımızla O’nun bizden kulluğumuzun bir gereği olarak yapmamızı istediği şeyleri O’na havale edip yapıvermesini istemiş olmuyor muyuz?

        Temel çelişkimizin daha net görülmesi için soruyu bir de şu şekilde soralım: Allah kullarına ne buyurur; kullar ne yapar, ne söyler?

        Buradan ilerleyelim ve dua diye yapageldiğimiz şeylerin ne demeye geldiğine bir bakalım.

        Allah: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” buyuruyor.

        Kul:(Alabileceği her tedbire başvurmadan) “Her türlü kaza, bela ve musibetten bizi koru, zalimlere fırsat verme Allah’ım! ” diyor.

        Allah: “Yeryüzü, ıslah edilmiş bir şekilde size verilmişken orada fesat çıkarmayın, çevreyi kirletmeyin, insanı ve toplumu dejenere etmeyin; huzuru ve barışı bozmayın; orada ihtilaf çıkartmayın; dünyayı karıştırmayın, çürütmeyin, kokuşturmayın; inşa edin, ıslah edin, düzeltin, salih amellerde bulunun!”

        Kullar: “Ey Musa! … Sen ve Rabbin, gidin savaşın! Biz burada oturacağız!” dediler. Maide/ 24

        Kullar: (Kendi duruşlarını ve durumlarını düzeltmeden) “Allah’ım senden helal kazanç, bol rızık, rahmet ve bereket, uzun ömür, hayırlı evlat, sağlık ve afiyet istiyorum.”

        Allah: “Kazandıklarınızdan Allah için infak edin!” buyuruyor.

        Kul: (İhtiyaç sahibi biri karşısına çıkarsa) “Haydi Allah versin!” diyor.

        Allah: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Necm/39

        Kul: “Ver Allah’ım ver!” diyor.

        İstediğimiz şeylere öyle uzun boylu çalışıp çabalamadan en kısa, en kolay tarafından ulaşma isteğimiz dualarımızda o kadar belli oluyor ki!

        Allah:”Gerçek dua Allah'a yapılır. O'ndan başka yalvardıkları, kendilerine hiçbir cevap veremezler. Bunlar, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını suya açan, ancak hiçbir zaman su ağzına ulaşmayan kimseye benzerler. İnkârcıların duası da aynı şekilde boşa gitmektedir.” Ra’d/14 buyuruyor.

        Kul: “Falancanın yüzü suyu hürmetine dualarımı kabul eyle, falancanın şefaatinden mahrum eyleme!” diyor.

        Sağlam bir dua bilincine sahip olmadığımızı söylemek istiyorum.

        İfratlarla dolu dualar bilirim ki samimi bir yakarıştan uzak ve inadına süslü cümlelerle haşa Allah’a talimatlar yağdırma seansları sanırsınız.

        Ali Şeriati’nin bir duasıyla bitiriyorum: “Allah’ım! Bu ümmete inatçı bir takvayı öğret ve şunu da öğret ki; bu dünyada yaşanmayan bir dinin ahirette insana hiçbir faydası yoktur.”

         Selamların en güzeliyle…

        H. Halim Kartal     14 Ocak 20

Diğer Makaleler