Hacı Halim Kartal

CENDEREDE HAYATLAR

Bir sıkışmışlık yahut sıkıştırılmışlık yaşanır ülkemde nicedir. Maddi olduğu kadar belki ondan ziyade mavi manevi sıkışmışlık sebebiyle huzursuz bir toplum manzarası var ekranlarımızda.

        Esnaf sıcak paraya sıkışmış görünüyor. Malını veresiye satan hayatının en büyük yanlışını yapmış gibi kıvranıp duruyor. Son seçimlerde el değiştiren belediyelerde sendika değiştirme, bu olmazsa işten çıkarılma sıkışmışlığı ile karşı karşıya kalan binlerce çalışan ve aileleriyle birlikte düşünüldüğünde on binleri belki yüz binleri ilgilendiren kesimde büyük bir huzursuzluk dalgası yayılmakta. Çiftçi, nakliyeci yakıt pahalılığı ile ürettiği mal ve hizmetlerden elde ettiği gelirin istediği gibi olmaması arasında sıkışıp kaldığını yansıtıyor.

        Dış politikamızda sıkışmışlık, hukuk sistemimizde sıkışmışlık, iç politikamızda sıkışmışlık yukarılardan aşağılara, aşağılardan yukarılara, dıştan içe, içten dışa tüm bünyeyi sararken sardığı varlığı sıkıştıra sıkıştıra nefessiz bırakan sarmaşıklar gibi mecalsiz bırakıyor.

        Ne zaman kendimizi ve en önemlisi bizi biz yapan, insan yapan değerlerimizi unuttuk her türlü cendereye işte o zaman girdik kendi tercihlerimizle.

        Gün oldu sol- sağ, ilerici- gerici cenderesine sıkıştık veya sıkıştırıldık; gün oldu laik/ modern/ çağdaş- çağdışı/ yobaz/örümcek kafalı cenderesinde kan kaybettik. Gün oldu Kürt- Türk; gün oldu Alevi- Sünni cenderelerinde cehennemi yaşadık; gün oldu siyaseti milyonlarca insanı tek tipleştirme mücadelesi olarak anlayıp bunu uygulamaya çalışanlarla bu kısırlaştırma siyasetinin iğrenç kalıplarına girmek istemeyenler arasında sıkışmışlığın zirvelerine tırmandık. Alıştık belki cenderelerde yaşamaya; lakin şarkılarda söylendiği gibi bu asırda böyle yaşamak gücümüze gidiyor.

        Orhan Veli’nin “Değil” isimli şiirini 1940’lı yılların Türkiye’sinde bu sıkışmışlığa bir ad bulma arayışının ayak izleri olarak mı okumalıyız; bilmiyorum; yalnız şairin gidişattan huzursuz olduğu o kadar belli ki!

        “Bilmem ki nasıl anlatsam; 
         Nasıl, nasıl, size derdimi! 
         Bir dert ki yürekler acısı, 
         Bir dert ki düşman başına. 
         Gönül yarası desem... 
         Değil! 
         Ekmek parası desem... 
         Değil! 
         Bir dert ki...
         Dayanılır şey değil.”

         Yeter yahu!

        Kurtulalım artık kemiklerimizi çatırdatan şu cenderelerimizden.

        Ama nasıl?

        İşte bütün mesele bu!

Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi, bir mesele ki ‘her meselenin başı’.

        Bunu birlikte başarabiliriz.

        Önce tereddütsüz ittifak edebileceğimiz ortak paydalarımızı bulacağız.

        Sadece bu hamlemiz bile beynimize sağlıklı kan akışını engelleyen cenderelerin önemli bir kısmından kurtulmamız demek olacak, buna yürekten inanıyorum!

        İkinci hayati adımı kitabımız dediğimiz ama anlamadığımız için ne dediğini bilmediğimiz Kur’an’ı ‘hayat kitabı’ olduğu şuuruyla anlamaya çalışarak okuma kararlılığı göstererek atabiliriz.

        İşte o vakit…

        İnsanları şerefli elçileriyle gönderdiği vahiyle karanlıklardan aydınlığa çıkmamızı isteyen Rabbimizin kendisine inanan kullarına, ayrılığa düşüp de birbirimizle harp etmeyelim diye bir tek isim verdiğini görebileceğiz: Bu isim sadece “Müslüman”

        İşte o vakit Allah’ın verdiği ismin şerefini her şeyden üstün tutup istismarcıların tuzaklarına düşmekten kurtulacak, şucu bucu diye anılmayı izzetten zillete gönüllü sürgün olama bileceğiz.

        İşte o vakit…

        Başkalarının yalanlarında boğulup gitmeyeceğiz.

        Cenderelerin bir topluma en fazla azap verenlerini tanımış olacağız.

        İşte o vakit hakkın ve hakikatin şerefini her şerefin üstünde göreceğiz. Nihayet o hakikatle ideale yol buldukça kırılıp gidecek zulmün bütün araçları, bütün cendereler.

        Selamların en güzeliyle...            

         H. Halim Kartal             29 Nisan19

Diğer Makaleler