grandbetting

Yusuf ÇAKICI?

BATAN GEMİYİ SON TERK EDEN KADİRŞİNASLAR

Dostlarım kahve ortamına alışık olmadığım halde yine de bir gün ilaç kokulu bir çay ocağında oturup dostlarla gönül çayı içerken arkamızda oturanlar aralarında evlatlarından ıstıraplı olarak kendilerinin aranmadıkları için sitemli olduklarını duyunca birkaç satır karalamak istedim…

         Kıymetli kardeşlerim yazıyı okuduğunuzda belki sitem var olabilir amma kişiye atfetmeyelim inşallah. Dünya hayatında yokmudur. Elbette var diyerek yola çıktım.

         Dostlarım malumunuz olduğu üzere baba olarak bizler evlatların yanında hanımların gölgesinde kalan varlık içinde yok görünsek de tarihe geçecek YIKILMAZ KAHRAMANLARIZ… Tabiri caizse gece gündüz durmadan çalışan fakat belki de evin ve ev halkının en öksüzü, varlar içinde en yalnızı görünen, kimselerin içinde en kimsesizi, fakat herkese kimse olan hani söylerler ya baba evin direği olurken, hanımının evlatlarının yanında hep direksiz kahramanlarıyız biz babalar…

         Biz babalar hep güçlü olmak zorundayız. Ağlamak bize yakışmaaz, “Ağlarsa analar ağlar” derlerdi ya, annelerin gözyaşlarını görebilirsiniz amma babaların gözyaşlarını asla göremezsiniz asla. Bu onların ağlamadıklarını göstermez, onlar sadece yürekten ağlarlar yürekten… Gözyaşlarını hep gönül barajına akıtırlar. Fakat insanlar babaları hiç ağlamaz diye biliyorlar. Öyle ki bazıları babaları erkeklikten bile saymazlar… Hani eskiden Doğuanadoluda askere gitmeyen erkeğe askerlik yapmadı diye kız vermezler ya, aynen öyle erkeklikten bile silerler biz babaları. Amma onlara inat bizlerde yıkılmadan ayakta hizmete devam inşallah.

         Unutmayalım ki; biz babalar batan gemiyi en son terk eden, ailelerini kurtarıp en son yok olan, hayatını ailesine çocuklarına feda etse bile, yine de yaranamayıp memleketi bile belli olmayan biz babalar… Hani genç iken esprilide olsa sorarlar ya memleketin neresi diye daha evlenmedim! Deniliyor ya. Oysa doğup büyüdüğü acılarla, tatlılarla kısada olsa çok anılar geçirdiği öz vatanını hiçe sayıp yapmacıkta olsa kendisini avradın (((Avret kelimesini sevdiğim için eş ve evlatlarımızın bu mana doğrultusunda olmaları hesebiyle kullandım hakkınızı helal ediniz.)))AVRET; İslam itikadına göre akıl ve baliğ olan kimsenin namaz kılarken açması veya her zaman başkasına göstermesi ve başkasının bakması haram olan yerleri kapatan. Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğu üzere “Mü'min erkeklere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar.” Dolayısıyla avrad’ın köyünden diye kullandım. Dumanlı havadan huylananların bilgilerine))) köyünden saydığı halde yaranamayan biz babalar…  Bitti mi hayır o var olan fakat bir türlü görünmeyen babaların inadına dayılar, teyzeler, anneannelerin sevildiği ikramların babadan, sunumların ise anneden olduğu halde, ne hikmetse amcaların, halaların bahsedilmediği göstermelik sıcak yuva denilse de soğuk yuvada dondurma gibi donan biz babaların yanında hep anneler kendileri köy ortak malı olan evlatlarımızın babacığım anneler günü nedeniyle annemize hediye alacağız diyerek para alıp anneciğim anneler günün kutlu olsun bak sana ne hediye aldım diyerek vah vah garibim sanki tarlada, bağda, bahçede çalışarak ter döküp kazandığı parayla aldığı hediyeyi kara yüzünü göğsünü gere gere anneciğine sunarken, babalar gününde ise hediyeden vazgeçip, hatırlanmayan bazı babalar, evin direği, sıkıntı ve keder yumağı, kapının dış mandalı gibi görünen biz babalar… Hele hele olup bitenleri ya söylemezler ya da gerek duymadan hani en son babalar duyar ya aynen… Zavallı babalar eşiyle evlatlarıyla ne kadarda kaynaşmak, iç içe olmak istese de çoğu zaman içişleri bakanı koltuk gider diye pek yaklaşmaz. Maalesef üzülerek ifade edeyim çoğu ailelerde koltukla beraber hanımda, huzurda, mutlulukta, Ağustos ayındaki kar gibi eriyip gidiyor vefakâr - cefakâr, hoşgörülü, sıkıntılı biz babalardan keder yumağı olanlar.

         Dostlarım malumunuz babaların aile de en sevdiği birey eşidir yani hanımıdır. Eşinin ise evlenmeden önce telefonuna numarasını kaydederken bile aşkım diye kaydettiği evlendiğinde ise başkaları için (dışarıya çıktığında) süslenen, evine gelen eşine yüz – surat asan, ahlarla – oflarla kendisinden önce yatıp ve sonra kalkan, bir kahvaltıyı bin bir nazla hazırlayan ki varsa oda galiba göklerdedir. Eşine değil de çocuklarına daha çok sevgi gösteren ve selam alacak bir hanım arayan eşine karşı sevgiyi çok gören ve görülen biz babalar… Bu haliyle hanımlara karşı eşleri tarafında sevilip sayıldığı gösterilir mi? Beklenir mi? Huzur olur mu?  Sokak ortasında öldürülenleri asla tasvip etmiyorum amma o ölümlerin sebeplerinden biri veya bir kaçı bunlar olmaz mı? Hele birde hanım çalışıyorsa eşi erkek bile sayılmadığı gibi gerçi kanıtı çocukları da var amma… O baba duygulu türküleri dinlerken hele birde yufka yürekli ise, iki gözüm iki çeşme musluklarını barajları doldururcasına açıp dinlemeye başlar babalar. Ha bu arada babada en çok anneyi sever haaaa. Çünkü türkülerimizde geçer ya, “ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar…” Annede en çok yavruyu sever, yavruda en çok eşini sever. Ben yanarım yavruma yavrum yanar yavrusuna… Dizeleriyle sevenler sevilenler sevgi seline kapılıp gider ömür denilen mutlu sona kadar.

         Dostlarım siz bir yeri ağrıyan bir çocuğun hiç baba dediğini duydunuz mu? Hep Anne der ve anne diye seslenirlerken, ben rahmetli babamdan hep baba, baba diye terennüm ederdi sıkıntılı kederli durumlarında. Biz babalar fakir olsak da eşten, evlattan, komşudan, dosttan yediğimiz laf sopalarından dolayı Ağustos’ta bile bacalarından sıkıntı, ıstırap dumanları çıkaran ve birde sigara dumanını eklemiş olan bir babayı görmek istemem şahsen. Hayatın cilvesi gereği, bir ailede anne veya evlatlar işsiz olabilir. Fakat baba asla ve asla olamaz. Yoksa erkekten bile sayılmaz. Kadın ev hanımıdır. Tamam, öyle olsun. O zaman beş duyu organlarından biri olan tad alma duyusu ‘DİLİ’ de ev hanımı olsa işte o zaman samanlık seyran olur bence. Dolayısıyla gönül ister ki sevgisi ev hanımı olsun. Hoşgörüsü ev hanımı olsun. Vallahi benim rahmetli annem babam eve geldiğinde önünden kalkar minderin üzerinde oturmasını sağlar bizde ondan alıştık babam eve her geldiğinde gelince önünden kalkar ve babamın altına minder bırakır sonra diz üstünde otururduk.

         İslam’a göre erkek evin geçimini karşılamak zorundadır bu ister koltuklarda, ister soma kömür ocağında, ister 48 derece sıcaklıkta tarlalarda çapa yaparak. Tamam, buraya kadar anladık ve amenna dedik. Peki, bunca zorluğa rağmen evine geldiğinde bir sevgiye, hoşgörüye, selama sabaha ihtiyacı yok mu? Çok görenler varsa ki vardır elbette. O zaman erkek de sevgisini evin dışındaki,  sevgi ve hoşgörünün olduğu köy ve limanlarda aramaya başlamaz mı? Var olup da yok olanlara inat…  Dışarıda onca karşılaştığı kötülük ve güçlüklerle uğraşırken, eve gelip sığınacak bir dal ararken, bulamayan erkek başka limanlara sığınmaya başlar. Var olup da yok olanlara inat… Belki de hıçkıra hıçkıra ağlamak ister onların yanında fakat erkekliğine yediremez babalar… Kur’an’a göre erkek evin şerefini, evin namusunu koruyacak hiçbir karşılık beklemeden. Amma karşılığını çoğu zaman alamadığı gibi babacığım seni çok seviyorum sahte sevgi cilveleriyle canından çok sevdiği kızı bile onu aldatarak başka bir gence gönül verir öyle ki babasına sol dirseğini gösteren, bin bir nazla, yıllarca gözünden çok sevdiği o güzeller güzeli kızını, gözbebeğini, gözünden çok koruduğu kızını başka gözlere teslim eder. Buda yetmiyormuş gibi birde düğün dernek yaparak hadi bakalım babalar oynamaya sanki eğleniyormuş gibi üzüntü içinde olan babasına bağımlılığını bir anda bağımsızlığına ilan ederek hem ağlarım hem giderim manisiyle âminlerle dualarla elin oğlunun koluna girip acı acı korna çalarak babasını gözyaşıyla başbaşa bırakarak. Oğlu ise, babasıyla kavgalı ve sürekli çatışma halında olan elin kızının yanında adeta muma dönen tavuk döneri gibi olduğunu görünce anne dize, baba kafaya vurmaya başlarız biz babalar…

         Olsun be her şeye rağmen, eşi için, evi için, kızı için, oğlu için her şeyini feda eden cefakâr vefalı fakat vefa bulmakta zorlanan babaların bende bir baba olmam hasebiyle, sevgiyle, saygıyla önlerinde eğiliyorum. Yaşı ilerlemiş bile olsa anne ve babasını kaybeden her birey yetim ve öksüzdür. “Ağlarsa analar ağlar derlerdi ya, annelerin gözyaşlarını görebilirsiniz ama babaların gözyaşlarını asla. Bu onların ağlamadıklarını göstermez, onlar sadece yürekten ağlar” Murat Üstün “Babalar yalnızdır, babalar kalabalığın içinde de yalnızdır. Erkek olmak çok zordur, baba olmak ise imkânsız!” Bunca zorluklara rağmen yine baba olan özel insanların önce “KENDİ ELLERİMDEN” başlamak üzere ellerinden öper saygıyla önlerinde eğilirim. Selam ve dua ile…

 Yusuf ÇAKICI

 Yalıhüyük / KONYA

Diğer Makaleler