grandbetting

Yusuf ÇAKICI?

AİLE İÇİMİZDEKİ VATANSA; O ZAMAN KORUMALIYIZ 2. BÖLÜM

Aile içimizdeki vatansa; o zaman korumalayız başlıklı yazımıza 2. Bölümden itibaren devam edelim bir hatırlatmayla… Şöyle ki; Devlet veya Kurumlar kadınların eşlerine olan sadakatte, bağlılıkta, güvende olduklarını kastederek güçlü tanımını kullanabilirler. Mesela;“GÜÇLÜ AİLE GÜÇLÜ DEVLET”diye aksi halde kadınlara yönelik güya plan ve proje adı altında huzur bozan adımların atılması kadınların yanı sıra erkekler ve toplumumuz için hiç de doğru bir tabir değildir. Unutmayalım ki kadın özgür olduğunda değil, aile olduğunda mutludur, huzurludur yetmedi Allah (c.c.) ve resulü (s.a.v.)’nün “SALİHA KADIN”vasfının birer ferdi ve neferidir. Aksi halde korkuyorum da İngiltere’de olduğu gibi yakın zamanda “YALNIZLAR” Bakanlığı’na ihtiyaç duyulmaz inşallah. “Güçlü kadın” diye kadınlara gaz verip taşıyamayacakları ağır yükleri kadınlara yüklüyor ve kadınların çoğunluğu o ağır yüklerin altında kalıp daha sinirli, daha öfkeli ve daha sert duruma getirilmektedir. İşsiz anne ne demek? Annelik başlı başına dünyanın en güzel işidir. Maddi ihtiyacı olmayan kadınlara rüşvet vererek çocuklarından koparıp iş hayatına itenler o masumların gözyaşında boğulacaklar. Bir de ülkede evine ekmek götüremeyen binlerce babalar varken bu bir haksızlıktır.

         Hiç unutmayınız ki evlilik hayatı bir gemiye benzer. O geminin kaptanı erkektir‘ERKEK!’ Kadın da kıymetli bir yolcu ve Allah (c.c.)’ın bizlere değerli bir emanettir, emaneti. Bu emanetin karşılıklı olarak sermayeleri birbirlerine karşı olan sevgi-saygı ve hürmettir. Birlikte gitmeleri gereken bir istikamet vardır. Kaptan hem gemiden, hem yolcudan sorumludur. Geminin yönetimi ve yolcuyu korumak kaptanın en önemli görevidir.

         Bakınız, Cennetlik bir eş; kocası vefat ettikten sonra, eşinin adı evde anılmaya devam etsin diye şöyle bir yöntem uygular. Vefat eden kocasının ceketini askıya asar. Her ay bir miktar parayı ceketin cebine koyar. Çocukları kendisinden para istediklerinde; "Yavrum! Gidin babanızın cebinden alın" der." Suphanallah! Ne düşünceli ve vefakâr bir eş!  Rabbim bütün müslümanlara böylesi Saliha eşnasip etsin.Öyle koltuklarına alıp Kur’an kurslarına gidipte ben Kur’an okuyorum demekle olmuyor haaa. Böyle saliha eşler galiba çok azlar. Çünkü ev kadınlığı, ev hanımlığı para ve statü kazandıran bir meslek olarak kabul edilmez.

         Dostlarım; anneler sadece çocukları doğurmazlar, onlar aynı zamanda evlatları için birer öğretmen, birer eğitimci, birer sevgi, duygu şefkat ve merhamet kaynağıdırlar. Nur içinde yatsınlar atalarımız ne de güzel demişler. “Evlatların ilk öğretmeni annesidir.”Anneler, sağlıklı, istikrarlı, adil, düzenli toplumların ve ileri medeniyetlerin görünmez kurucuları ve isimsiz kahramanlarıdırlar. İsimsiz kahramanlarıdırlar.

         Nevzat Tarhan’ın dediği gibi;  “Bir çocuğu iyi yetiştirmek ve bir anne olmak iyi bir fabrika inşa etmekten daha değerlidir. Bu nedenle anneliği önemli bir meslek olarak kabul etmek gerekir.”

         Dolayısıyla; anneyi çocuklarından koparanlar o masum çocukların gözyaşında boğulacaklar.Ev hanımlarından çalışmayan kadınlara, değişik şekillerde çalışmak isteyenlere bir nevi rüşvet vererek çocuklarından koparıp, evlatlarını yabancı merhametsiz, acımazsız çocuk bakıcılarınateslim ederek sevgisiz, mutsuz yuva ve karanlık bir hayata maalesef itilmektedir çağımızın insanları.

         Ey ahali, işsiz anne demek çok yanlış bir sözdür. Çünkü Annelik başlı başına dünyanın en güzel işi ve üniversitesidir. Hele hele çağımızda evine ekmek götüremeyen binlerce baba varken, öyle ki işsizliğinden dolayı evine ekmek parası götüremediğinden başta eşi ve evlatları başlarlar çullanmaya baba ekmek aldın mı? Onu aldın mı? Bunu aldın mı? Diyerek zavallıyı huzur bulacağı evine yuvasına hasret edip sokağa hatta başka limanlara gitmesine sebep olunmaktadır. Bu durumu Peygamber (s.a.v.)’i bir hayatın içine almak için çaba harcanmalı. Maalesef ülkemizde bazı zehirli mürekkep yalayanlara uyan zavallı kadınlar da bunu iyi bir şey zannediyor ve bu da yetmiyormuş gibi; ey kadın eğer “güçlü olmazsan erkek seni ezer” diye kadın ve erkeği birbirine düşman edecek hale gelinmektedir. Bu boş, değersiz sloganla.

         Erkek canını mı sıktı, at evden gitsin. Nasıl geçinirim diye merak etme, nasıl olsa Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı yardım ediyor. Gerekirse evden at ve çatır çatır adamdan “sana haram olan” nafakayı bağlarız geçinir gidersin. Ey cühela boşandığın eşin sana yabancı ise yabancının malini yemek ne zamandan beri sana helal edildi sokak ağzı hocalar tarafından.

         Zannımca bu kötülüğün temeli 6284 sayılı İstanbul sözleşmesiyle yol almaya başladı.

         Şu bir gerçek ki;  bizler hangi devirde yaşıyoruz erkeklerin eşlerine seslerin bile yükseltmeleri suç sayılırken, Rabbimiz (c.c.) Lokman suresi 19. Ayetinde mealen “Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.” buyurulan rahmanı bu mesajın muhatapları olanlar her türlü hakareti yapıyorlar, hoşuna mı gitmedi kadına şiddet, anne babasına bir laf mı dedi kadına şiddet, istediğini alamadın mı kadına şiddet diye naralar atıp zavallı erkekleri sıcak aile yuvasına hasret bırakıp, huzursuzluğa, mutsuzluğa götürenlere karşı herhangi bir ceza uygulaması yokken; kadındır ne yapsa yeridir mantığıyla mahkûm olan hâkimler erkekleri mağdur edip kadınları sokaklara evinde çalışmayan bir yaratığı başka yerlerde çalışmaya mahkûm edip hüküm veriyorlar maalesef.

         Unutmayalım ki; hayatta çoğu kez elimizden kaçıp giden fırsatlar için iç çekip “ah keşke şöyle yapsaydım” dediğimiz dönemler olmuştur. Ancak ne hazindir ki, zamanı geri döndürmek imkânsız olduğundan bu sözlerimiz bir anlam ifade etmemektedir. Nitekim fırsatlar cuma namazı gibidir, kazası yoktur haa.

         Bununla birlikte “keşke” diye başlanan sözlerin kadere isyan niteliği taşımaması ve şeytanın vesveselerine teslim olunmaması Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından tembihlenmiştir.

 Bir sinek, aslanın başına konar ve meydan okumaya başlar.“Kim demiş ki aslan bu ormanın kralıdır diye. Benden büyüğü mü var, benden daha güçlü ve cesur olanı mı var ki?” diyerek aileye meydan okunmamalı. Bundan yola çıkarak diyor ki Mevlânâ CelaleddinRumu, “Kişinin tehlikeyi görebilmesi için, bilgi sahibi olması gerekir. Anlaması, idrak etmesi gerekir. Kişinin, yaratıcıyı, hayat vereni, yöneteni, kulluğa lâyık tek varlığı fark edebilmesi için elbette, bilgi, iz’an ve şuur sahibi olması gerekir.

  Bilmeyen insan, cehaletinden ötürü kolaylıkla meydan okuyabilir, kıymetsiz sözler sarf edebilir, kolayca inkâra düşebilir. Bilmeyen insan, karşıda kendisini bekleyen tehlikeleri hafif görebilir, önemsiz sayabilir. Oysa Hz. Peygamber (a.s.)’ın; “Bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar az gülerdiniz” buyurmasından her konuda ibret almamız lazım vesselam. 3. Bölümde buluşmak üzere inşallah.

 Yusuf ÇAKICI Yalıhüyük / KONYA

Diğer Makaleler