Bugün Pazar. (24.08.2008). Tam altı gündür iple çektiğimiz, özlemi ile yanıp tutuştuğumuz, derin uykularında, rengârenk düşler gördüğümüz Pazar. Evimize daha fazla zaman ayırdığımız, diğer günlerde hep uyur iken bırakıp çıktığımız, ama bugün çocuklarımızın uyanışına çıplak gözle şahit olduğumuz Pazar. Onlarla güreş tuttuğumuz, yorganını üzerinden alıp ayaklarından sürüdüğümüz Pazar. Mükellef kahvaltılarının hayaliyle yanıp tutuştuğumuz Pazar.
Araba pazarı, Sebze pazarı, Kestane Pazarı, Mal Pazarı, Macur (muhacir) Pazarı, Kadınlar Pazarı, Saman Pazarı, At Pazarı, Odun Pazarı, Salı Pazarı, Çarşamba Pazarı, Perşembe Pazarı, Tellal Pazarı,
Avrupa Ortak Pazarı, Chine Bazaar, Hint Bazaar, Milyoncu Bazaar, İstanbul Sosyete Pazarı,
Hayır! Bu pazarlar değil benim kastettiğim Pazar. Benim bahsettiğim Pazar “Can Pazarı.”
Yılın 365 günü, özellikle de yaz aylarında konvoylardan mütevellit meydana gelen kazalardan bahsedilmediği bir tek güne bile rastlamak mümkün değil. Bazen onlarca, bazen yüzlerce, bazen de binlerce araçlık düğün konvoyları, hem şehir içi trafiğini felç etmekte hem de evlerinde huzurlu bir gün geçirmek isteyen ve bu konvoyların hiçbir şekilde tarafı olmayan, suçsuz günahsız insanları rahatsız etmekte, onların huzurlu bir ortamda yaşama haklarına tecavüz etmektedirler. Sabahın köründe başlayan klakson ve korna seslerine egzozları daraltılmış araçların, ses duvarını aşmaya zorlanan motosikletlerin motor gürültüleri karışmakta. Üç gidişli, üç gelişli yolları enlemesine kuşatan ve hızları her türlü kuralın zorlanarak, “buraların kanunu da, kuralı da benim kardeşim” edasıyla hareket edenlere gösterilen bu müsamahaların sebebini bir türlü anlayabilmiş değilim. “Konvoyda bulunan bir aracın kırmızı ışıkta geçiş üstünlüğü olduğuna” inanıyor insanlar. Hele hele park lambalarını da yaktın mı, “cankurtarana tanınmayan geçiş üstünlüklerinden öte haklarla donatıldıklarını” sanıyorlar. Sonra da gazete manşetleri kan revan içinde çıkıyor ertesi gün.
“Düğün konvoyunda kaza, üç ölü.”
“Düğün kana bulandı, on altı ölü, yirmi beş yaralı.”
“Eğlenirken öldüler.”
“Gelin arabasının arkasına geçme kavgası faciayla sonuçlandı.”
“Düğün minibüsü uçuruma yuvarlandı, dokuz ölü.”
“Düğün konvoyunda zincirleme kaza. Gelin ve damat ile birlikte, dört kişi öldü.”
“Düğün konvoyu, cenaze konvoyuna dönüştü.”
Keneden bir yılda ölenlerin sayısı kadar insan, zincirleme bir trafik kazasında sadece beş saniyede ölüyor. Ama neden hala tedbir alınmıyor inanılacak gibi değil.
Şu anda saat 12.00. Sabahın 07.00’ında başlayan kornaların sesleri hiç dinmiyor. “Fren cayırtıları”, hop oturtuyor, hop kaldırtıyor insanları. “Eğlence kültürümüzün(!)” en son sürümlerini sergiliyoruz caddelerde. Balkondan baktığımda; küçücük kızların, küçücük oğlanların vücutları pencerelerden bellerine kadar dışarıya sarkık vaziyetteydi. Hem ibretle onları izliyor, hem de akşam, televizyonlardan verilecek kaza haberlerini düşünüyorum. Belki de Allah korusun, belden aşağıya sarkan o yavrumuzun son bakışları o bakışlar.
Kim durduracak bu çağdışlılığı? Kim son verecek bu dayanılmaz korna gürültülerine?
Bir işe başlanır iken bir planlama yapılır. Piyasası araştırılır, pazarı soruşturulur. “Kar mı ediliyor, zarar mı ediliyor” bakılır. Kar ediliyorsa o işe devam edilir, tersi bir sonuç çıkar ve zarar kardan fazla olur ise tedbirlere başvurulur ve karlılık sağlanıncaya kadar gereken yapılır. Yine de kar sağlanamaz ise o işe derhal son verilir. Konvoylardan edinilen karlarla zararlar hiç hesap edilmez mi bu ülkede? Bu ülkenin ekonomistleri, sosyologları, psikologları bu konuda bir araştırma yapıp, raporlarını sunmazlar mı emniyet mensuplarına, güvenlik kurumlarına? Yoksa “ölen ölsün, kalanlar bize yeter” mi diye düşünülüyor? Ayrıca düğün sahiplerine ve konvoylara çıkan araç sürücülerine tanınan fırsatlar, neden evlerinde dinlenme hakkını kullananlara hiç tanınmaz?
Bundan kısa bir zaman önce şehirlerarası yolculuklarda otobüste sigara içmek serbestti. Hatırlayanlar lütfen hafızalarını zorlasınlar. Nasıl rahat bir yolculuk yaparmışız o ortamlarda hayret doğrusu. Yasaklama getirildiği zamanlarda insanlar büyük tepkiler vermişlerdi. “Sigara içmeden o yolculuk biter mi? Kime ne kardeşim benim zevklerimden?” gibi laflar edilirdi o tarihlerde. Şimdi aynı kesimin de dâhil olduğu bir anket yapılsa, acaba “otobüste sigara içmek serbest olmalı” diyen kaç kişi çıkar?
Kısa bir süre önce kapalı yerler de dâhil olmak üzere sigara içmek yasaklandı. Hiçbir tepki ile karşılaşıldı mı? İnsanlar bu duruma hemen uyum sağladı. Herkes bu durumdan memnun.
Değerli yetkililer. Gelin şu konvoy işine bir çare bulun. Kornaları susturun. Eğer konvoylardan duyulan bir haz var da bizler duyamıyorsak ve insanlar bundan mahrum kalmak istemiyorlarsa, gelin hem bizleri ikna edin, hem de düşünün. Düşünün ki, bu zevki ikame edecek başka zevkler bulun ve millete sunun. Bu durumdan kaynaklanan ölümlere ve çevre kirliliğine de son verin.
“Elimde bir yetki olsa…” diye başlanılan cümleleri, lütfen elinde yetki bulunduranlar tamamlasınlar ve gereğini yapsınlar.
Konvoysuz, kazasız ve belasız Pazarlarda buluşmak dileğiyle…